Efsaneler | Balayında maça çıkan adam; Kadri Aytaç

Bir futbolcu düşünün: Hem tekniği iyi olacak, hem mücadele gücü yüksek olacak, hem süratli olacak, hem de her maç ya gol ya da asistle skora katkı yapacak. Aklınıza C.Ronaldo ya da Messi gelmesin. Ya da şöyle diyelim; ikinci ligden yeni yükselen bir takımı şampiyonluğa oynatan futbolcu. Hayır Maradona değil. Bahsettiğimiz isim Galatasaray efsaneleri arasına adını yazdıran sağ kanattan esen fırtına Kadri Aytaç. Efsane golcümüz Metin Oktay'ın gollerinin büyük kısmında payı olan, Türk futbolunun en büyük efsaneleri arasında yer alan Kadri Aytaç'ı hep birlikte tanıyalım.

Kadri Aytaç 6 Ağustos 1931’de Kasımpaşa’da doğar. Babası terzilik yapmaktadır. Fakir bir ailenin çocuğudur ve futbola merak salmıştır. Babası Kadri’nin bu futbol aşkına karşıdır. Hatta öyle ki bir gün Kadri’yi evire çevire döver. Ama Kadri de az haşarı değildir, babasından gizli futbol oynamaya devam eder. Üstelik topları babasının dükkanından aşırdığı kumaşların içini pamukla doldurarak yapması da cabasıdır.

Kadri ve arkadaşları Elhamra Pasajı'nın karşı boşluğuna iki kale yapıp burada oynarlar maçlarını. Peki takımda kimler mi vardır? Gazanfer Özcan, Orhan Günşıray, Feridun Karakaya (Cilalı İbo), Fikret Hakan, Adnan Şenses... Takım arkadaşları futbola değil de Elhamra Sineması’na daha çok ilgi duyarlar anlaşılan; fakat Kadri’nin kalbi hep meşin yuvarlakla atar.

Kadri 15 yaşındayken Paskalya bayramı günü Rumlar ve Ermeniler kendi aralarında maç tertip ederler. Maç öğleden sonra 14.30’dadır. Kadri futbol kıyafetlerini giyip sabah 6’da orada beklemeye başlar. O zamanlar futbolda hala çok etkili olan gayrimüslimler arasında kendini gösterme fırsatıdır Kadri için. Belki kadroda eksik olursa ben de oynarım diye düşünmektedir. Ama malesef iki takım da tam kadrodur. Bunun üzerine Kadri takımın forvetlerine atıp tutmaya başlar: “Bunlarla mı maç kazanacağız, bu ne böyle...” Geçen dakikaların ardından Kadri oyuna girer. Bu maçtan sonra peşine Beyoğluspor’un yöneticileri takılmıştır bile..

Orta sahanın tozunu attıran bu haşarı çocuk 18 yaşında Beyoğluspor’a imza atar. Transfer ücreti olarak 1000 TL alır. Bu para ailesini de çok rahatlatır. Babasının Kadri’ye ve futbola olan bakışı 180 derece değişmiştir artık. Evde sopa yiyen çocuktan, kahvede hava atılan çocuk mertebesine yükselmiştir Kadri.

Kadri’nin iki sene İstanbul ikinci kümede forma giymesi büyük İstanbul takımlarını peşine takmasına yetmiştir. 1951 yılında Beşiktaş kancayı takar Kadri’ye. Adana’daki hazırlık maçlarında Milli Mensucat ve Adana karmasına karşı Beşiktaş forması giyer. Bu iki maçta Beşiktaş’ın attığı neredeyse her golde Kadri’nin payı vardır. İstanbul’a dönüşte Baba Gündüz bulur Kadri’yi. Beyoğlu’nda bir muhallebicide kendisini Galatasaraylı olmaya ikna eder. Baba Gündüz o günlerde hala futbol oynamaktadır, kaptanlığı da yeni Turgay Şeren’e devretmiştir. Ama onun Galatasaray üzerindeki etkisi başkadır. 2 sene sonra teknik direktörlüğünü yapacağı takımın iskeletini oluşturmaya başlamıştır şimdiden. Kadri Aytaç resmen Galatasaray’lı olur.

Galatasaray sol açığında fırtına gibi eser. Milli takımın 1954 dünya kupası kadrosunda yer bulur. Meşhur Macaristan galibiyetinde sahada yine o vardır. Bir sene sonra Metin Oktay’ın transfer edilmesiyle verimliliği ikiye katlanır. Ceza sahasına verdiği her pas tehlike yaratmaktadır artık.

Kadri Aytaç gönlünü Beyoğlu’nun ünlü terzilerinden Akgül Hanım'a kaptırır. Bir idman sonrası en afilli gömleğini giyip Akgül Hanım'ın dükkanının önünden geçer. Ertesi gün yine dükkanın önüne gittiğinde dükkanı kapalı görür. Akgül Hanım'ın Büyük Ada’ya gittiğini öğrenir. Hemen kendisi de peşinden gider. Üzerinde yine afilli gömleği vardır. Akgül Hanımla yine karşılaşırlar. Gömlek, terzi olan Akgül Hanım'ın dikkatini çeker. Aynı gömleği dün de görmüştür. Derken her idman sonrası Akgül Hanım'ın dükkanının önünden geçmeye başlar Kadri Aytaç ve afilli gömleği. Artık sadece gömlek değil Kadri de Akgül Hanım'ın dikkatini çekmeyi başarmıştır. İşte 55 yıllık evlilik saadetleri böyle başlayacaktır. Ha bu arada Kadri Aytaç, Akgül Hanım'ı tavlayacağım diye o sene magazin mecmuaları tarafından “yılın en şık giyinen futbolcusu” seçilmiştir, unutmadan yazalım.

Kadri Aytaç’ın futbol aşkı bambaşkadır. Akgül Hanımla evlenince kulüp kendisine bir hafta izin verir. O hafta Galatasaray’ın bir Rus takımıyla maçı vardır. Çiçeği burnunda damat Kadri de Akgül Hanım'ı koluna takıp maça gelir. Gazhane tarafındaki tribünün önüne bir sandalye yerleştirip Akgül Hanım'ı oturtur. “Arkadaşlarıma başarılar dileyeyim de geleyim diye yanından ayrılıp soyunma odasına gider. Akgül Hanım neredeyse yarım saat bekler, ne gelen olur ne giden. Takımlar sahaya çıkmaya başlamıştır artık; ama Kadri hala ortalarda yoktur. Derken Galatasaray takımının en arkasında, üzerine sarı kırmızı formayla sahaya çıkan kocasını görür. Ama Akgül Hanım buna hiç kızmaz. Aksine Kadri Aytaç’ın uzun yıllar başarılı bir futbolcu olarak kalmasında en büyük emek, verdiği destekle eşi Akgül Hanım'a aittir.

1958 yılında Galatasaray’dan kopmalar başlar. Önce Baba Gündüz kısa süreliğine ayrılmıştır takımdan. Sonra birinci kümeye yeni yükselen Karagümrükspor’dan akıllara zarar transfer teklifi gelir. Karagümrük takımı Kadri için tam 57bin lira teklif etmektedir. O güne kadar Türkiye’de duyulmuş bir rakam değildir bu. Kadri çok düşünür. Bir tarafta aşık olduğu takım Galatasaray, diğer tarafta ise Galatasaray’a da çok faydalı olabilecek bir rakam. Yöneticiler de Kadri’nin transfer olmasını isteyince bu transfer gerçekleşir. Kadri Aytaç Türkiye’nin ilk pahalı transferi olur.

Karagümrük’te Kadri’den beklentiler büyüktür. Bunun yanında bir kısım futbol otoritesi Kadri’nin Metin olmadan bir şey yapamayacağını, Karagümrük’ün verdiği transfer parasının çok fazla olduğunu yazarlar. Bir kısım otorite de asıl Metin’in Kadri olmadan eskisi gibi oynayamayacağını, Metin Oktay’ın krallığını Kadri’nin paslarına borçlu olduğunu yazarlar. Kadri Aytaç bu yazılanlara “Metin oynayamayacak olsaydı ben gelmezdim, bu bir. Galatasaray’la oynayacağımız maçlarda en çok ondan çekiniyorum bu da iki!” şeklinde cevap verir.

Karagümrük’te de çok sevilir Kadri Aytaç. İkinci kümeden yeni yükselen takımı şampiyonluğa oynatır. Taraftarın sevgilisi olur. Karagümrük o sene Fenerbahçe’yi de Beşiktaş’ı da yener. Ama Galatasaray’ı yenemez. Bazı taraftarlar Kadri’nin Galatasaray’a karşı bilerek gol atmadığını konuşmaya başlar. Hatta bir keresinde meşhur Karagümrük amigosu Gardrop Fuat’ın kendisi hakkında konuştuğunu duyup yanına gider “Ne diyorsun ulan, yüzüme söylesene” diye diklenir. Gardrop Fuat o anı “Vallahi o şekilde yanıma gelince korktum Kadri’den, kabadayılığı da varmış, sevdim” diye anlatır.

Bir keresinde de Karagümrük’ün oynayacağı bir Fenerbahçe maçında Gardrop Fuat ve arkadaşları Fenerbahçe tribününe saldıracaklardır. Kadri bunu öğrenir ve maçtan önec tribüne gidip bir işaretiyle Fuat’ı ve tayfasını durdurur. Hem Kadri’nin taraftara hem de taraftarın Kadri’ye saygısı büyüktür.

Kadri Aytaç'ın bir diğer özelliği de Türkiye Birinci Ligi tarihinde ilk penaltıyı kullanmasıdır. Kadri o penaltıyı Karagümrük’te oynarken Vefa'ya karşı kullanır ancak başarılı olamaz. O dönem Vefaspor'un kalesini koruyan Baskın Soysal bu penaltıyı kurtarır. Böylece Türkiye Birinci Ligi’nde ilk penaltıyı kaçıran futbolcu da Kadri olur. Baskın da ilk penaltı kurtaran kaleci olmuştur. Baskın Soysal daha sonra bir Ankaragücü efsanesi olacaktır.

Kadri 1960 yılında Lefter’li Can Bartu’lu Fenerbahçe’ye transfer olur. Yıllar sonra yaptığı bir röportajda bu günlerin sıkıntılı geçtiğini anlatır.

1962 yılında Gündüz Kılıç’ın da Galatasaray’a gelmesiyle Kadri tekrar yuvaya döner. Kadri&Metin A.Ş kaldıkları yerden devam ederler. Galatasaray bu ikilinin önderliğinde şampiyon kulüpler kupasında çeyrek final oynar. Şanssız bir şekilde çeyrek finalde dünya devi Milan’la eşleşmese belki de finale kadar giderdi bu takım, kimbilir...


1967 yılında Baba Gündüz takımdan ayrılınca Kadri de futbolu bırakmayı düşündü. Zaten 36 yaşına gelmişti ve o güne kadar bir Türk futbolcunun yaşayabileceği en büyük başarıları yaşamıştı. Ancak Mersin İdman Yurdu teknik direktörlüğünü yapmakta olan Lefter’den gelen teklifi geri çeviremez. O sene ikinci ligde oynayan MİY’e oyuncu/antrenör olarak transfer olur. Hem Lefter’in yardımcılığını hem de takım kaptanlığını yapmaktadır. 37 yaşında Mersin İdman Yurdu’nu birinci lige çıkartır ve futbolu bırakır.

Kadri Aytaç’ın teknik direktörlük hayatı da başarılıdır. O daha çok ikinci ligde teknik direktörlük yapmayı tercih etmiştir. Yönettiği takımları daima birinci lige çıkmaya oynatmıştır. Mersin İdman Yurdu, Orduspor, Gençlerbirliği ve İstanbulspor’da bunu başarmıştır. Hala en fazla takımı birinci lige yükseltme rekoru kendisinin elindedir. İlhan Cavcav’ın Gençlerbirliği’ni ve Cem Uzan’ın İstanbulspor’unu birinci lige kendisi yükseltmiştir. Yıllar önce son dakika golüyle ikinci lige düşürdüğü İstanbulspor’u yeniden birinci lige çıkartmak da kendisine nasip olmuştur böylece.

Kadri Aytaç günümüzde oynasaydı 25 yaşına basmadan Avrupa’ya transfer olan futbolcularımızdan olurdu. Milli takımın 1990 sonrası döneminde oynama şansı olsaydı kesinlikle çok daha büyük başarılar kazanırdık. Kendisi Türkiye’nin gelmiş geçmiş en yetenekli futbolcuları arasındadır. Türkiye’nin ilk “yıldız” transferidir. Üç büyüklerin formasını giymiş ilk futbolcudur. 28 Mart 2003 günü aramızdan ayrılmıştır, kabri Feriköy mezarlığındadır. Galatasarayımızın bu büyük efsanesini bir kez daha saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.