ü Sisteme Dair: Hamza Hamzaoğlu ve 4-2-3-1 - FCN Blog

Sisteme Dair: Hamza Hamzaoğlu ve 4-2-3-1

Anderlecht maçı ve kaybedilen UEFA şansının ardından Galatasaray'ın çiçeği burnunda yönetimi acil bir karar alarak teknik direktör Cesare Prandelli ile yolları ayırdı. Prandelli'nin ardından yerli hoca arayışına geçen yönetimimiz müsait olan sınırlı teknik direktör adayları arasından eski futbolcumuz ve milli takımın yardımcı antrenörü Hamza Hamzaoğlu'nu tercih etti. Sneijder ile alakalı yaptığı şanssız açıklama ve Fatih Terim'e olan yakınlığı sebebiyle riskli bir tercih olmasına rağmen ilk iki maçını kazanan ve olumlu mesajlar veren Hamza Hoca taraftarın geneli tarafından kabul edilmiş gibi gözüküyor. Bu yazıda Hamza Hamzaoğlu'nun tercih ettiği oyun karakterini ve sistemini değerlendireceğiz.

Hamza Hamzaoğlu ve sistemine değinmeden önce kısaca Cesare Prandelli'den bahsetmek gerek diye düşünüyorum. Açıkçası Prandelli dönemi kendisini takip eden futbolseverler için ciddi bir hayalkırıklığı oldu. Hepimizin Prandelli'den beklentisi İtalya'nın sağlam defansif anlayışının yanında İtalyan menajerin önceki takımlarında tercih ettiği ofansif anlayışı Galatasaray'da da sahaya yansıtabilmesiydi. Fakat ne yazik ki Prandelli, takımı yönettiği kısa sürede, bırakın ofansif mentaliteyi yerleştirmeyi, takım savunmasını dahi oturtamadı. Üstüne Arsenal maçına 3-5-2 ile çıkmak, tamamen defansif bir orta sahanın önünde Burak'ı tek forvet oynatmaya çalışmak gibi mantıksız tercihlerde bulunarak takımın kimyasını altüst etti. Bunun sonucunda da yerli/yabancı oyuncu performansları adeta yerlerde sürünür hale geldi. Prandelli hakkında söyleyebileceğimiz tek olumlu şey kaldığı süre içerisinde takımın şampiyonluk potasından düşmemiş olmasıdır ki -1 averajla gelen ikinciliğin de ileride sürdürülebilir bir sistem olmadığı net gözüküyordu. Sonunda bu aşı tutmadı ve ayrılık yolu seçildi, umarım iki taraf içinde hayırlısı budur.

Gelelim Hamza Hamzaoğlu'na.. Hamzaoğlu zaten Akhisar Belediyespor döneminden beri futbolu takip eden Galatasaraylıların ilgisini çekmekteydi. Küçük bir takımı yönetmesine rağmen oynattığı pozitif futbol, tercih ettiği 4-2-3-1 sistemi, baskılı oyun yapısı ve kaliteli oyuncu tercihleriyle Akhısar'ı üst lige taşımakla kalmadı, ayrıca ligin orta sıra takımlarından biri haline getirmeyi başardı. Hamzaoğlu'nu daha yakından takip edenler Denizlispor ile de bir devrelik gayet başarılı bir performans yakaladığını da hatırlayacaktır. Ne yazık ki ikinci devre art arda gelen başarısız sonuçlar hocanın istifasıyla sonuçlanmıştı. Galatasaray'ın temeli Terim zamanında atılmış kadrosunun Hamzaoğlu'nun ofansif anlayışına uyuyor olması bu tercihi mantıklı kılan başka bir etkendi. Açıkçası Hamzaoğlu için olumsuz düşünülebilecek en büyük konu bir Dünya Kupası maçı sırasında yaptığı Sneijder yorumuydu ki daha geldiği ilk günden gösterdiği tavırla yerli yabancı ayrımı gütmeyecek kalibrede bir insan olduğunu intibasını uyandırdı. Hamzaoğlu tercihinin bir başka olumlu yanı da kendisinin takımına tutkuyla bağlı bir Galatasaraylı olması ve dolayısıyla Galatasaray'ın kadro yapısına adeta bir fanatik taraftar kadar hakim olmasıydı. Böylece ara dönemde yapılan teknik direktör değişiminin adaptasyon aşaması minimuma inecek gibi gözüküyordu ki yapılan başlangıç da bu düşünceyi doğrular nitelikte.

Kupa maçının üzerinde fazla durmaya gerek yok çünkü hem rakip çok eksikti hem de Hamzaoğlu daha ipleri yeni eline almıştı fakat olumlu işareti hücum mentalitesi olumsuz işareti de Melo'yu kırmızı kart göreceği bariz olan bir maçta oyundan alamaması olarak görebiliriz. Lig maçına gelirsek, karşımızda alışmadığımız derecede ofansif bir kadro bulduk. Bek oyuncularından başlayıp, ön libero oynayan oyunculara kadar hücum düşünen ve bunların dışında ek olarak dört net hücumcu ile sahaya çıkan bir takım vardı. STSL'de birçok iç saha maçında büyük takımların bu denli hücumcu olmaktan çekinmemeleri gerektiğini düşünen birisi olarak bu tercihi çok olumlu karşıladım lakin eğer Hamza Hoca deplasmanda da benzer bir oyuncu yapısıyla sahaya çıkarsa çok ciddi sıkıntı yaşayabilir, hem Arsenal maçı hem de Konyaspor deplasmanı bu konuda ciddi gösterge olacaktır. Taktiğe gelirsek, beklerin bol hücuma çıktığı bir 4-2-3-1 ile oynadık. Geri dörtlünün önünde Selçuk ve Melo'nun yokluğunda şans bulan Emre Çolak, onların önünde solda Sneijder, sağda Bruma ve ortada Burak (ki bu üçlü çok sık yer değiştirip rakibin dengesini alt üst ettiler) ve onların önünde de hedef santrafor olarak Umut Bulut. Prandelli'nin Hamit, Dzemaili ve Melo ortasahasının ardından bu ofansif güç Galatasaraylılara adeta ilaç gibi geldi. Tabi ofansif oyunun haricinde mentalite olarak sürekli baskı düşünen ve sahanın her tarafında koşan bir Galatasaray görmek ayrıca çok önemliydi. Bu oyuna henüz hazır olmayan takım 65. dakika gibi ciddi şekilde yoruldu ama zamanla maç kondisyonu da gelecektir.

Hamzaoğlu'nun diziliş haricinde yaptığı çok önemli iki hamle göze çarptı. Birincisi önde tek başına oynayacak yapıda olmayan Burak'ı arkaya çekip pas alışverişine dahil etmesi ve oyuncuyu ofsayt krizinden çıkarması, ikincisi de Melo'nun yokluğunda ortanın ortasında ayağı top yapan oyuncu tercih etmesi. Eğer Burak'ı en önde oynatıp Emre Çolak yerine Yekta ile başlasaydı bu olumlu oyunu görme şansımız olmayacaktı. Burada Burak'ın performansına özellikle vurgu yapmak istiyorum. Burak Yılmaz, Selçuk İnan ile beraber Prandelli döneminin en çok eleştirilen oyuncularının başında geliyordu fakat Burak'a bu dönemde ciddi haksızlık yapıldı. Burak hemen hemen her maçta elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etti. Burak Yılmaz'ın problemi yeteneklerinin fazlasıyla spesifik olmasıydı, şöyle ki; eğer Burak'ı doğru kullanırsanız son senelerde olduğu gibi bu ligin en efektif oyuncusu haline gelir ama eğer Burak'ı yanlış kullanırsanız herkese saç baş yoldurur. Hamzaoğlu dün Burak'ı doğru kullandı ve oyuncu hem oyunuyla alkış aldı hem de iki gol atarak galibiyette önemli rol oynadı. Bu mantıklı hareketlerin yanında iki yıldız adayı Alex Telles ve Bruma'yı tercih ederek bu oyunculara "Size güveniyorum." mesajı vermesi inanılmaz etkili oldu. Ben herkesi aksine Alex Telles'in Bruma'ya göre çok daha potansiyelli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum çünkü Bruma'nın fundamental eksiği çok fazla. Tabi bu eksiklikler çalıştıkça ve özellikle vurguluyorum, oynayarak çözülecek şeyler. Bu problemler çözülmeseler dahi 90 dakika maç performansı olan Bruma şu haliyle dahi Türkiye'de çok fazla can yakar çünkü dikine süratle gidebilen bir oyuncu. Bunların haricinde Selçuk'un performansına ayrıca değinmek gerekiyor. 2 senedir kayıp olan Selçuk İnan dün adeta yeniden doğdu. Defansif olarak belki de Galatarasay'a geldiğinden beri en verimli performansını sergiledi ki ben kaptığı topları 30. dakika gibi saymayı bıraktım. Selçuk'u Galatasaraylılar bu kapasitede olduğu için hem çok sevdi hem de çok eleştirdi ki böyle oynamaya devam ederse gene bu takımın en önemli silahıdır.

Kısacası genel olarak çok olumlu bir başlangıca şahit olduk. Takımın üzerindeki ölü toprağı atıldı ve kadroya uygun olan hücumcu anlayışa dönüldü. Şimdi önümüzde kritik bir dönemeç var, bakalım "yeni teknik direktör" efekti bittiğinde de aynı mücadele devam edecek mi? Bakalım deplasmanda ya da kuvvetli rakiplere karşı hangi oyun anlayışı ile mücadele edeceğiz? Umuyorum ki aynı pozitif hava devam eder ve dördüncü yıldız hedefine bu sezonda ulaşabiliriz. İzleyelim ve görelim...

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.