Sisteme Dair: Riekerink ve Yeni Galatasaray

Sezon sonunda kazanılan Türkiye Kupası'na rağmen büyük hayal kırıklıkları ve 4 farklı teknik adamla bitirdiğimiz 2015-2016 sezonunun ardından Galatasaray taraftarı yeni sezona bir umut aşısıyla başladı. Önce İstanbul'un küçük ortağı karşısında kazanılan Süper Kupa, ardından da rakipler kaybederken alınan 6 puan sayesinde ilk milli maç arasına kafamız rahat giriyoruz. Birkaç hazırlık maçı ve üç resmi maçtan sonra sezon başında takımın ilk değerlendirmesini yapalım istedim.

Geçen sene yetersiz teknik direktörler ve olmayan futbol aklı sebebiyle sezonu neredeyse tamamen kayıp bitirecektik fakat alt yapıya getirilen Jan Olde Riekerink'in liyakata dayalı kadro tercihleri ve takım psikolojisi üzerindeki pozitif etkisi sayesinde 2015-2016 Fenerbahçe'nin elinden alınan bir kupayla kapatıldı. Sezonun ardından Özbek kardeşlerin başka bir hoca bulamaması sebebiyle Riekerink ile devam kararı alındı. Burada bir beceriksizlik örneği daha Galatasaray için garip bir şekilde şansa dönüştü ve teknik direktör konusunda doğru tercih yapılmış olundu.

Jan Olde Riekerink, 53 yaşında olmasına rağmen bu güne kadar şampiyonluğa oynayan bir büyük takımın teknik sorumluluğunu yapmadı fakat kendisi futbolun içinden gelmiş ve Porto - Ajax gibi kulüplerde çalışmış deneyimli bir futbol adamı. Belki de birinci adamlıktan uzak kalmış olması onu lider komplekslerinden arındırmış ve futbola basit bakabilmesini sağlamış. Riekerink öncelikle en önemli alanlara yoğunlaşıyor ve detaylara takılmadan doğruyu arıyor ki bu bağlamda da gelir gelmez çok önemli iki konuya neşteri vurdu:
  • a) Formsuzluk
  • b) Kadro Seçiminde Liyakat

Ne yazik ki geçen sene başında hemen hemen hiç çalışılmayan bir hazırlık dönemi geçirmemizin sonucunda hem kondisyon olarak zayıf, hem de buna bağlı olarak sakatlıklara açık bir futbolcu gurubuyla mücadele ettik. Bunun sonucunda birçok maçta 60 dakikayı çıkarmakta zorlanan oyuncularımız, bu yetmezmiş gibi bir de normalin üstünde adele sakatlıklarıyla da mücadele etmek durumunda kaldı. Riekerink ile bu durum değişti ve planlı geçirilen hazırlık döneminin ardından takım sezona gayet formda başlamış gözüküyor. Hocanın bu konuya verdiği önemi kondisyoner konusundaki seçiciliğinden de anlayabilirsiniz. Bu sebeple hem şimdiden takımın koşu mesafesinde artış görülüyor, hem de kondisyon 90 dakikaya doğru şekilde yayılabiliyor. Ek olarak takımla beraber hazırlık kampı geçirmiş oyuncularımızda da çok ciddi adele sakatlıkları ile uğraşmak durumunda kalacağımızı zannetmiyorum.
Liyakat konusu bugünlerde Türkiye'nin de gündeminde yer etmiş durumda. Ne yazık ki geçen sene boyunca takımda kalmayı haketmeyen oyuncuların kadroda kaldığı ve bu yetmezmiş gibi birçok maçta da ilk 11'de oynadıklarını görmeye alışmıştık. Fakat Riekerink bu sene istediği kadro kuruldukça geçen senenin yetersizlerini teker teker kadro dışına itmeye başladı. Kadro dışı bırakılan ve gönderilecek oyuncuların haricinde kadro içerisinde de isime bakılmadan formda olan oyuncuların oynatılmaya çalışılması göze çarpıyor ki bu belkide en sevindirici gelişme. Milliyetine ya da arkadaş çevresine bakılmadan, kalitesi ve form durumuna göre yapılan oyuncu tercihleri takım içinde bütün oyunculara umut vericek ve çalışma azmi aşılayacaktır ki daha şimdiden öyle de oluyor.

Teknik direktör konusunda şimdilik işler güzel gidiyor, fakat başarılı olabilmek için en önemli kriter oyuncu gurubunun kalitesi, peki Galatasaray transferde neler yapıyor? Bu seneyi geçen seneden ayıran iki önemli faktör var; birincisi yukarıda bahsettiğimiz liyakat gerçeği ve bu düşünülerek belirlenen transfer stratejisi, ikincisi de Galatasaray'a Levent Nazifoğlu şırıngasıyla enjekte edilen yüksek dozda futbol aklı. Bu sayede sezonun bitmesiyle Riekerink'in berlirlediği mevkilere transfer çalışmaları başladı. Kısaca istenilen sağ bek, stoper, defansif orta saha ve forvet mevkilerine transfer yapılmasıydı. Bu listedeki en önemli noktalar kaliteli bir hedef santrafor ve box-to-box oynayabilecek yüksek kalite bir defansif orta saha transferiydi. Öncelikle bu iki kilit noktaya bakarsak hedef santrafor olarak alınan Eren Derdiyok daha gelir gelmez yıllardır aranan kan olduğunu gösteren bir performans sergiledi. Gerek hava topu becerisi, gerek diğer hücumcu oyuncularla yaptığı pas alışverişleri, gerek ileride top tutma kabiliyetiyle Galatasaray artık çok etkili bir silaha sahip. İkinci önemli mevki olan defansif orta sahaya gelirsek henüz o mevkiye as oyuncu transferi yapılmış değil ama hem De Jong hem de Diarra ile yakın temas halinde olunduğu bilinen bir gerçek. Fakat bu mevkinin geleceği için yapılan Tolga Ciğerci transferi şimdiden sporseverlerin beğenisini kazanmış durumda. Tolga özellikle her maç istikrarla son dakikaya kadar mücadele ediyor ve rakibin oyununu bozuyor, bunun haricinde ek olarak dikine oynama becerisiyle takımın öne taşınmasında da katkı sağlıyor. Top kontrolü ve tek pastaki beceri sıkıntısı belki kendisi üzerinden oyun kurmayı zorlaştırıyor ama asıl görevinin bu olmadığı düşünülürse Tolga önemli bir kazanç. Ne yazık ki yanında oynayan Selçuk İnan'ın son derece formsuz olması oyuncunun işini zorlaştırsa da eğer Diarra transferi başarıyla sonlanırsa bizi Diarra-Tolga ikilisiyle karşı karşıya bırakabilir. Fakat sadece De Jong'un alınması durumunda De Jong-Tolga ikilisi o bölgede lazım olan yaratıcılık ihtiyacını karşılayamayacaktır ki bu durumda ya kadro içinden başka bir alternatife yönelmek durumunda kalacağız ya da Selçuk'un form tutmasını bekleyeceğiz. Diarra transferi bu nedenle çok önemli.

Diğer mevkilerde ise stopere alınan Serdar Aziz'i kadro kalitesini arttıracak iyi bir yedekten öte bir oyuncu olarak göremiyorum. Sakatlık riski de çok olan böyle bir oyuncuya verilen bonservis ve maaş son derece mantıksız. Uygun ücrete kiralanacak bir Jason Denayer de stoperi yedeklemek için iyi alternatif ama ikisinin birden alınması Avrupa'da olunmayan bir sezon için gayet lüks. Sağ bek mevkisine alınan Cavanda da eğer kafasını futbola verirse formayı kapabilecek kalitede bir oyuncu. Forvete Eren'i yedekliyebilecek genç bir oyuncu transferi de gerekli gözüküyor ki bu da yapılacak. Son olarak Dzemaili'nin ayrılmasıyla ekstra oyuncu olarak alınan Josue'den ben fazlasıyla umutluyum. Josue hem orta sahada hem de sağ kanatta çeşitlilik sağlayacak kalitede bir futbolcu ki bir şekilde as kadroya da girerse buna şaşırmamak gerek.
Yapılan transferlerin haricinde kiradan dönen Bruma'nın etkili oyunu, kötü geçen sezonun ardından Wesley Sneijder'in yavaş yavaş alıştığımız formuna yaklaşıyor olması, Muslera, Hakan Balta ve Lionel Carole'ün sezona iyi başlamaları geçen seneki kadrodan gelen olumlu işaretler. Buna karşılık olarak Aurelien Chedjou, Martin Linnes, Selçuk İnan ve Sinan Gümüş'ün formsuzlukları ilk üç maç itibariyle net olarak göze çarpıyor. Linnes'in yerine milli maç arasının ardından Cavanda'nın yerleşmesini bekliyorum. Selçuk İnan'ın yerine kimin oynayacağı konusunda gelecek ön liberonun kalitesi belirleyici olacak. Sinan Gümüş'ten beklenen verim alınamazsa Bruma'yı sağ tarafa hapsetmek yerine Josue'yi o bölgede kullanmak en mantıklı tercih gibi gözüküyor. Fakat Chedjou mevkisindeki diğer oyunculardan çok daha kaliteli ve form tutmasına yoğunlaşmak durumundayız. İlk üç maçtaki oyuna dikkat edersek takım savunması en büyük sıkıntı olarak göze çarpıyor ki bunun sorumlusu tabi ki sadece Chedjou değil. Kanat oyuncularının ve beklerin defansif sıkıntıları ve herşeyin ötesinde Selçuk'un kabul edilemeyecek seviyede kötü oynaması stoper performansından daha önemli etkenler. Riekerink'in 15 günlük arada yapılacak transferlerle beraber, en çok bu probleme yoğunlaşması gerekiyor. Ofansif oyunda ise Wesley Sneijder'i kaleye yakın tuttuğumuz ve Bruma'yı sol tarafta kullandığımız sürece her geçen gün iyiye giden bir performans göreceğimize inanıyorum. Buradaki kilit nokta Eren'in takıma katılmasıydı, Sneijder'in de oyuna ısınmasıyla beraber bol pozisyona giren bir Galatasaray izleyeceğimizden eminim. Ayrıca şanssız bir sakatlık yaşayan Podolski'yi de henüz bu denkleme eklemediğimizi akılda tutmak gerekiyor. Sağlıklı bir Podolski gerek ilk 11 gerek yedek olarak çok ciddi katkı sağlayacaktır.

Kısaca özetlersek; Galatasaray'da hem saha içinde hem de saha dışında değişen futbol aklı meyvelerini vermeye başladı. Yapılan transferlerin bazıları ekonomik olarak sıkıntılı olsa da geneli futbol kalitesi olarak mantıklı ve pozitif etki yapacak oyuncular. Eğer ön libero transferi de bu ciddiyetle bitirilebilirse Galatasaray bu sene benim gözümde şampiyonluğun en büyük adayı konumuna geçecektir. İlk haftalarda yaşanabilecek sıkıntıların üzerinde çok durmamak ve teknik direktöre destek vermek işin taraftara düşen kısmı. Galatasaray kenetlendiği takdirde durdurulması zor bir marka ve bu sezon bunu birkez daha kanıtlamak bizlerin elinde.

Yeni sezonun hepimize hayırlı olması dileğiyle...

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.