Soru&Cevap | Mete Budak: Artık kimlik oluşturma zamanı!

Turkish Airlines Euroleague'de kendisi için çok kritik bir döneme giren ve kötü başladığı sezonda yeniden yarışa dahil olma adına yarın oynayacağı Barcelona maçına mutlak galibiyet parolasıyla çıkacak Galatasaray Odeabank'ın şu ana kadarki durumunu Eurohoops TR editörü Mete Budak ile konuştuk..

Sene başında büyük umutlarla kurulan bir kadro vardı ama sezona başlangıç tabiri yerindeyse "facia" oldu. Ancak son haftalarda artan bir performans; yükselen bir oyun ve en önemlisi bir takım görüntüsü var Galatasaray Odeabank'ta. Neler değişti de takım olarak toparlanma aşamasına girdik?
Değişen en önemli şey elbette rotasyonun daralması ancak rotasyonun daralması tek başına bir anlam ifade etmiyor. Elinizde geniş ya da dar bir rotasyon olması, takım içi rolleri dağıtmanız açısından elbette fark yaratan bir done. Kuşkusuz dar bir rotasyonda oyuncuların rollerini bulması çok daha kolay. Fakat rotasyonu daraltırken en önemli nokta, kadronuzu hangi yönde esnetip hangi yönde sıkıştırabileceğinize karar vermek. Bu da önemli bir stratejik çalışma gerektiriyor ki, Euroleague'de kazanılan iki maçta da Ergin Ataman'ın bu çalışmayı yaparak kadrosunu doğru şekilde kullandığını gördük. Ancak bu kadar sıkışık bir takvimde oynayan takımlarda her maç için farklı stratejiler yaratabilmek, bunları oyuncularla koordine halde sahada yürütebilmek kolay değil. Bu sebeple Galatasaray'ın aldığı iki önemli galibiyeti özgüven kazanımı için kullanıp artık bir kimlik üretmesi gerekiyor ki yeterince motive olunamamış, belki mental yorgunluğun ağır bastığı maçlarda da kazanmak için bir şans yaratabilsin. Bu bir süreç, hem Ergin Ataman hem de oyuncular birbirlerini ve birbirlerinin oyunlarını tanıma sürecinde hala.

Galatasaray'ın yaşadığı en büyük sorunlardan biri kadrodaki çeşitliliğin fazla olması ve bu çeşitlilikten yararlanmaya çalışılırken hemen hemen hiçbir şeyin keskin olarak yapılamamasıydı. Şimdi rotasyonun ana omurgası belirmeye başladı ve rotasyonda biraz dışarıda kalmaya başlamış olan oyuncuları o çeşitliliği yaratmak için davet etmek gerekiyor. Jon Diebler'ın kendini kabul ettirmesi buna bir örnek olarak verilebilir. 

Cuma günü oynayacağımız Barcelona maçı için yönetim bilet fiyatlarında adeta taraftara bir güzellik yaptı. Senin haberine göre de kapalı gişe olacağız o gece. Bizim için hem yükselişimizin devamı için hem de Euroleague'de üst sıralara çıkmak açısından Barca maçı çok kritik değil mi?
Kritik bile yumuşak bir sıfat olarak kalabilir. Barcelona Euroleague'in ikinci yarısında bazı oyuncularının dönüşüyle mutlaka toparlanacaktır, onlarla iç sahada bu dönemde oynamak bir avantaj. Mutlaka kazanmak gerekiyor, aksi takdirde önümüzdeki iki sert deplasman sonrası (Baskonia ve Panathinaikos) tamamen pota dışında kalabiliriz. Buradan alınacak galibiyet ise bu iki deplasman sonrası takip edeceğimiz nispeten daha yumuşak takvimde işleri yola koyabileceğimiz bir dönemin kapılarını açar diye umuyorum. Euroleague için dönüm noktası olabilecek nitelikte bir maç bizi bekliyor Cuma günü.

Yeni formatıyla Euroleague sürprizlere açık bir hal aldı ve artık her maç adeta Top-16'nın son birkaç maçı hatta Play-Off maçı gibi önem arz ediyor. Sezona kötü başlasak bile şu anda 2 galibiyeti bulunan 3 takımdan biriyiz. Sence ipin ucu kaçtı mı yoksa hala yarışın içine dönebilir miyiz?
Yukarıda da bahsettiğim gibi, Barcelona maçının bu noktada önemi çok büyük. Takımın bir şeyleri yola koymaya başladığı bu dönem, aynı zamanda takımın en kırılgan olduğu dönemlerden biri de. Burada alınacak kötü bir mağlubiyet takvimin geri kalanı için çok baş ağrıtacaktır. Kaldı ki Kızılyıldız ve Zalgiris gibi mağlubiyetleri içeride alacağımız bazı büyük galibiyetlerle telafi etmekten başka çaremiz yok. Öte yandan, playoff'un son sıraları için aday olan takımlar arasında Kızılyıldız'ın dört galibiyet aldığını görüyoruz, ki bu bir tehlike. Ancak daha üst seviye takımların sezon içinde kıvama gelmesiyle onların artık geri çekilme yaşayacağını düşünüyorum. Keza, Brose ve Galatasaray'ın artık yavaş yavaş playoff'u tehdit edeceği bir noktaya gelmesi öngörülebilir. Şu an için kaçmış bir ip yok.

Biraz da bireysel olarak konuşursak, sezona harika başlamış bir Alex Tyus; güzel performanslar veren bir Austin Daye vardı. Jon Diebler; Deon Thompson; Tibor Pleiß ise beklentilerin uzağındaydı. Ancak son haftalarda bu isimler performans durumu olarak adeta yer değiştirdi. Sen bunu neye bağlıyorsun?
Açıkçası burada çok sıra dışı bir durum yok. Sezona başlayan takımda daha iyi performanslar verdiğini "düşündüğümüz" oyuncularla maç kazanamadık. Farklı bir şeyler denemek gerekiyordu, doğru beşleri bulmak gerekiyordu. Burada örneğin Pleiß'ın yükselen grafiği hakkında övgüler dizmek de tıpkı onu yermekte olduğu gibi aceleci bir davranış olur. Eldeki örneklem çok küçük çünkü, kesin yargılara varmak zor. Yine de Pleiß konusunda takımın onu verimli şekilde nasıl kullanacağı hakkında az çok fikir sahibi olmuş olması güzel. Diebler ise gerçekten sıra dışı bir örnek. Takımdaki yerini önce savunmada aldığı sorumlulukla kazanmış olması tıpkı bu Galatasaray takımı gibi tahmin edilemez bir durumdu. İş ahlakı konusunda saygı duyulması gereken bir oyuncu. 

Sezon başında Ergin hoca kadrosunu kurarken Russ Smith'e takım içinde önemli bir rol vermiş ancak ondan performans alamadığı gibi ikili diyalog olarak da yıldızları hiç barışmamıştı. Kaunas'ta yaşanan olaylardan sonra da Russ kadro dışı kaldı. Sence bu ikilinin ilişkisinde tek suç Russ Smith'te mi?
Samimi olmak gerekirse, Russ Smith'in herhangi bir suçu olduğunu düşünmüyorum. Russ Smith tüm oyuncu özellikleri, oyuncu karakteri, kişiliği, saha içi ve saha dışı tavırları hakkında bilgi alabileceğiniz bir oyuncu. Amerika'da fazlasıyla bilinen, tanınan, kendini de bir şekilde anlatan bir oyuncu. Performans verememiş olması oyuncunun kendisinin de düşünmesi gereken bir konu evet, ancak Russ Smith'in performans verememe hali ve şekli bile onun henüz Euroleague için hazır olmadığını gösteriyor. Burada oyuncunun herhangi bir suçu olduğunu düşünmüyorum. Hiçbir oyuncu yüklü bir kontratı özgüven yoksunluğu nedeniyle geri çevirmeyecektir neticede. 

Biraz da kısa kısa sorular sorarsak şu ana kadar; 

-En büyük hayal kırıklığı? Kadronun şekillenme aşamasında 1, kadronun yönetimi konusunda 2: Ergin Ataman
-En büyük sürpriz? Diebler ancak sürpriz olan şey şu an gösterdiği performans değil, kendine kadroda yer bulma şekli.
-Sezona umut ışığın? Olympiakos karşısında verilen reaksiyon ve çıkılan seri bir şeyleri becerebildiğimizi gösterdi. Neler yapmamız gerektiği konusunda bir fikir verdi. 
-X faktör? Şu durumda Austin Daye olabilir. Takımın hücum planlarına daha entegre olmuş bir Daye fark yaratan oyuncu olur. Ancak sezon öncesi konuştuğumuz topsuz oyuna adapte olabilir mi, topsuz verimi nasıl olacak sorularını bugün hala soruyoruz. Bu bir sorun.
-Olmazsa olmazın? Sinan Güler. Hem saha içinde hem de saha dışında Galatasaray'ı temsil eden en büyük figür kendisi bence.

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.