Soru&Cevap | Türkiye'de "scout" olmak

Her Türk gencinin hayallerinden biridir futbol gözlemcisi olmak. Kafalarda sürekli "Abi oturduğun yerden maç izleyip para kazanıyorsun, ne var bunda" düşüncelerinin dolaştığı gözlemcilik mevzusunu, Türkiye'de bu işi profesyonel olarak yapan Batuhan Hakçıl ile konuştuk. Mevzu göründüğü kadar basit olmasa da üzerine konuşması keyifli. Bu arada twitter üzerinden Batuhan'ı takip etmeyi unutmayın... 

** Batuhan merhaba, önce biraz kendinden ve nasıl futbolcu gözlemcisi olduğundan bahsedebilir misin?
1990, Uzunköprü/Edirne doğumluyum. Konya Selçuk Üniversitesi, Ziraat Mühendisliği bölümünde okudum. Futbola ezelden beri ilgim vardı. 2010 yılında Football Manager oyununun kadrosuna girdim. Üniversiteyi orada okuduğumdan Konyaspor'un düzenlemesini ben yapıyordum. Bu vasıtayla da Konyaspor kulübünde çokça zaman geçirdim.  Bu nedenle bir yandan futbol maçlarını izleyip gözlemciliğe giriş yaptım.

2012 yılında bu işi nasıl profesyonel yaparım derken yaptığım çalışmaları megascout.blogspot.com adlı blogumda topladım ve bu çalışmayı pek çok futbol adamıyla paylaştım. Bu sayede şimdiki patronlarım menajer Batur Altıparmak ve Ömer Koray Uzun ile tanıştım. 1.5 sezon okulum bitene kadar uzaktan gözlemciliğe devam edip 2013 yazından bu yana Footalent Menajerlik şirketinde yabancı futbolcu gözlemciliği ve analiz direktörü olarak görev almaktayım.

** Çoğu kişinin özellikle gençlerin hayal ettiği bir işi yapıyorsun, kafalarda "Maç izleyip para kazanıyorlar" algısı var gözlemciler için. Durum gerçekten böyle mi?
Football Manager oynayan her genç gibi bu meslek benim de hayalimdi. Dışarıdan bakınca çok kolay bir iş gibi duruyor dediğin gibi, maç izle paranı kazan. Ancak işin profesyonel kısmı o kadar da kolay değil.

İş profesyonelliğe dönünce maçların sonu yok. Arsenal'i Chelsea'yi herkes izliyor. Oradaki oyuncuyu herkes görüyor. Önemli olan yaşadığımız ülke koşullarında oyuncular bulabilmek. Portekiz, Belçika, Danimarka, Polonya gibi bir çok çeşitli lige hakim olmak zorundasın. Günde 5; haftada 35-40 maç izlediğim oluyor. Her gün sevdiği yemeği yiyen insanın bir süre sonra bıkacağı gibi durum. Bir süre sonra monotonlaşıyor önemli olan o heyecanı dinç tutmak.

** Profesyonellik demişken, kulüplerimiz bu alana ne kadar profesyonelce yaklaşıp yatırım yapıyor?
Kulüplerimizde gözlemciliğe pek önem verildiğini söyleyemem. Bu işe yatırım yapan kulüp sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Ki bunu şuradan biliyorum; ben menajerlik şirketinde çalışıyorum, oyuncu bulup sunuyoruz ancak çoğu kulübün bundan haberi yok. Halbuki bu işin aslı kulüplerin oyuncu havuzuna hakim olması gerekliliğidir. Amaç günü kurtarmak olduğu için ülkemizde gözlemciliğe gerekli yatırım yapılmıyor.

** Biraz gün içinde neler yaptığından, nasıl oyuncu takip ettiğinden bahsedebilir misin...
7/24 sürekli bir maç akışı var. O yüzden oyuncu havuzumu geniş tutmak adına sürekli izliyorum. Ofiste iş, sabah 10 - akşam 18 arasında ancak işim burada bitmiyor. Bilgisayarımı yanımdan ayırmıyorum. Akşam yemek yerken bile izlediğim oluyor.

Oyuncu takibinde maç izlerken gözüme çarpan, iyi performans veren ya da kumaşı iyi olan futbolcuları seçmeye çabalıyorum. İşin sırrı sürekli izlemek, zira ben oyuncuların 1-2 maçına bakıp bu olur diyemiyorum. Sezon içinde en az 6-7 maçını 90 dakika izliyorum. Performansın inişi çıkışı rakibe göre oyunu dikkat ettiğim şeyler.

** Her işin zorlukları vardır, gözlemcilik için de bu geçerli. Yaşadığın zorluklar neler veya keşfedip Türk takımları tarafından önemsenmeyen oyuncular kimler iş hayatında?
Yaşanılan zorluklar bu kadar emeğin sezon sonunda heba oluyor olması. Keşfettiğim bazı isimleri sayarsam; Diafra Sakho-Metz zamanı, Duvan Zapata-Estudiantes zamanı, Lasse Schöne-NEC Nijgemen zamanı, Danilo Pereira-Maritimo zamanı, Andre Andre-Guimaraes zamanı, Arkadiusz Milik-Gornik zamanı, Gianelli Imbula-Guingamp zamanı, Naby Keita-Istres zamanı, Ryad Boudebouz-Sochaux zamanı, Wylan Cyprien-Lens zamanı, Karol Linetty-Lech Poznan zamanı, Lys Mousset-Le Havre zamanı, Tomas Delaney-Kopenhag zamanı. Daha da bir çok ismi ya keşfettim ya da bir şekilde iyi performans yakaladığında yakalayıp çeşitli kulüplere getirmeye çalıştım. Ama bildiğiniz gibi bu isimlerden hiç birini ligimizde göremedik. Ki performans ve isim olarak ligimizin çok üstündeler.

Bizim inandığımız oyuncuyu kulüplere inandıramamak işin en zor kısmı, o yüzden yıllardan beri dönen Shevcenko-Hyypia-Kaka gibi isimler kulüplerimizin kapısından döndü haberleri sanırım yalan değil.

** Mutlaka güzel anektodlar biriktirmişsindir, iş hayatında şu ana kadar karşılaştığın en enteresan hikaye ne?
Çok değişik anılar edindim iş süresince. İki sezon önce Falcao Manchester United'ta şans bulamadığında bir Anadolu takımının başkanı ofisi arayıp çok şans bulmuyormuş getirelim demişti.

İsmini burada vermeyeyim, yukarıda saydığım oyunculardan birini kulüplerimizden birine önerdiğimizde bu bize olmaz cevabını alıp bir ay sonra oyuncu iyi bir Avrupa takımına  transfer olduğunda, kulüp çalışanının bizi arayıp "Çok uğraştık biz aslında almak istedik onu ama kısmet olmadı" demişliği vardır.

** Senin takım tutmadığını biliyorum, bir süre sonra herhalde taraftar psikolojisinden çıkıyorsun meslek gereği. Taraftarlık ve gözlemcilik arasında bir çizgi var mı?
İşe başladığımdan beri herhangi bir takıma sempatim yok. Aslında ezelden beri futbolda bir fanatikliğim yok, ben futbolu seviyorum. Konya doğumlu değilim ama üniversite zamanı orada maç kaçırmadım. Arada kendimi de kaptırmışlığım var maç içinde ancak profesyonelliğe geçiş yaptıktan sonra o amatör ruh kalmadı açıkçası.

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.