Pastanın son çileği olarak Özdursun

Öncelikle kendimi tanıtarak başlamak istiyorum yazıma. Ben Veysi Deniz Baskın. FCN Blog platformunda değerli dostum Mehmet Beygirci'ye rica ederek muhtemelen 1 kereliğe mahsus olarak yazıyorum. Genelde basketbol ağırlıklı yazılar yazan, konuşan; futbolu ise sosyal medya ve internet ortamında konuşmamayı tercih eden birisiyim. Hem basketbol kökenli olmam hem de benden futbol konusunda daha bilgili ve ilgili insanlar olduğunu düşünmem bunda büyük etken. Fakat bu kez durum farklı. Çünkü konu futbol gibi gözükse de aslında futbol değil. Hatta Galatasaray'ın şu anki futbolunu anlatabilecek 5 tane adam olduğunu bile sanmıyorum.

Aslında konu Özdursun maçı da değil. Konu malesef ki Özdursun maçı olmayacak kadar büyük ve aynı zamanda derin. Konu aslında bir içinden çıkamamazlığı yazarak ifade etme çabası, belki bir haykırış. Aslında Özdursun maçının bir ses değil de son yıllardaki bütün sürecin yankısı olduğunu, bir şanssızlık değil de olması gereken olduğunu, bir sonuç değil de pastanın üstündeki o son eklenen çilek olduğunu anlatmak istiyorum.

Elenmemizin üstünden bir kaç gün geçtiği için artık sinirli değilim. Utanmam da yok çünkü bu vasıfları eksik insanların bu arma altında toplanmış olmasının sorumlusu ben değilim. E armadan zaten utanacak halim yok. Ama kabullenememişlik halen daha geçmiş değil üstümden. Yalnız kaldığım anda beynim istemsiz o son maçı tekrar oynatmaya başlıyor ve çocukluğumdan beri her maçı kafasında bir şekilde türlü ütopyalar ile kazanan ben; bu maçı katiyen kafamda kazanamıyorum.

Şu bahsedilip durulan iş kazası nedir sizce? Ya da bu yaşadığımız rezalet, iş kazası statüsüne girer mi? Bence kendinden düşük seviyeli bir takıma hakkıyla yenilmek iş kazası değildir. Basbayağı mağlup olmaktır. 10 tane pozisyonuna girdiğin, 3 tane topunun direkten döndüğü ve topun o kaleye girmemek için tripten tribe girdiği bir maç oynamış olsak bu durumu bir iş kazası olarak nitelendirebilirdim. Yine üzülürdüm, kabullenemezdim ama en azından kendimi avuturdum. Fakat size soruyorum bu iki maçta kaç tane pozisyonda heyecandan ayağa kalktınız? Kaç pozisyonda hadi beee diye hayıflandınız? Biz antin kuntin bir golü binbir şanssızlıkla yiyip sonra o golü telafi edemeyerek değil, resmen rakipten çok daha az net pozisyon bularak elendik.

Bu maçı bir sonuç değil son darbe olarak gördüğümü söylemiştim. O zaman sürece gelelim. Öncelikle ben sıradan bir taraftar olarak bu takımın hedefini, planını, programını az çok bilmek isterim. Zaten bu iletişim denen şey de kabaca dış dünyaya kendini iyi ifade edebilmek değil midir? Ve ne gariptir ki mevcut yönetim geldiği günden beri iletişim eksikliği nedeniyle eleştiriliyor. Fakat bu kocaman bir yanlış!!! Çünkü bir kişi ya da kurum yaptığı işi veya faaliyeti dışarıya düzgün ifade edemiyorsa bu iletişim eksiğidir. Oysa Galatasaray Futbol Takımı'nın ne bir hedefi ne bir programı var. Yani siz mevcut yönetenlere olmayan bir şeyi anlatamadıkları için kızıyorsunuz. Oysa olmayan bir şey nasıl anlatılır ki ?

Bu plansızlıklar ve hedefsizlikler ile ilgili örnek sıkıntım malesef ki hiç yok. Tudor ilk geldiğinde takım liderden 4-5 puan uzaktayken takım deneme tahtasına döndürüldü ve şampiyonluk hedefinden uzak bir görüntü çizildi. Sezon başından beri süregelen sistem tamamen çöpe atıldı ve en belirgin değişiklik ise üçlü defans konusunda oldu. Bu sil baştanı kabul edebilirim. Eğer bu mevcut sistemin işlemeyeceğine inanılmışsa ve o anki mevcut başarı şansı düşük görülmüşse tabii ki yeni bir düzen kurmak için bir an önce çalışmak oldukça mantıklı teorik olarak. Ancak Tudor geçen sene üçlü defansta diretip bu sene sezon başlamadan NTV SPOR'da ''dörtlü defans oynayacağımız kesin'' derse bu plansızlıktır. Adama ''madem öyle niye geçen sene üçlü defans diye diretip zamanı çöpe attın'' diye sorarlar; ama sormuyorlar.

Tudor'un lig bittiğinde takımın başında az süre geçirmediğini düşünüyorum. En azından oyuncuların maç ve antreman performanslarını, kafasında düşündüğü(?) sisteme uyumlarını görme fırsatı oldu. Üstelik bu turun maçlarının hangi tarih aralığında oynanacağı da 2-3 gün sapmayla bile olsa gayet belliydi. Hatta ve hatta potansiyel rakiplerin de bir çoğu belliydi. Bütün bunlar ortadayken Tudor'un çıkıp ''1 ay sonra olsa farklı olurdu'' demesi, sokakta arkadaşlarından biriyle dalaşıp sopa yiyen bir çocuğun ağlaya ağlaya ''seninle sonra görüşeceğiz abisi'' demesinden farksız. Kendisi kusura bakmasın ama Galatasaray ismini bile yeni öğrendiğimiz bir takıma elendiğinde oynanan oyundan ne kendisi ne oyuncusu ne de taraftar gurur falan duyamaz.

Sneijder'in gönderilmesi bir tercih meselesidir. Ama bu oyuncuyu gönderme kararı alıp yerine oyuncu koyamıyorsanız ya da transferi zamanında yapamıyorsanız bu sizin sorumsuzluğunuzdur ve cezasını çekmeniz gerekir. Daha önce dediğim gibi bu maçların tarihi üç aşağı beş yukarı belliydi ama belli ki Galatasaray'ı yönetenler bu maçları umursamaya tenezzül bile etmemiştir. Yönetenlere ''şunu getirseydiniz bunu gönderseydiniz'' diye akıl verecek halim yok ama şu turu geçecek şekilde bir sezon planlaması yapmak ZO-RUN-DAY-DI-NIZ ve yapmadınız. Eğer 1 ay sonraki haliniz bu turu geçecek düzeydeyse, ona göre hazırlanmanız gerekirdi. İşin kötüsü bir tane gururuna yediremeyen adam da çıkıp sorumluluğu alamadı. Sanırım Galatasaray'ın yönetenleri çocukluklarında oynadıkları saklambaç oyununu çok özlemişler ki hala çıkıp bir açıklama yapamıyorlar. Fakat bilmiyorlar ki Galatasaray sobe oldu.

İşin teknik kısmını çok anladığımı iddia edemem fakat çok da anlamayan birisinin görebileceği bir çok şey var. Örneğin bu takımda Tudor geldiğinden beri performansı artanı geçtim, performansı stabil kalan bir tane bile oyuncu yok . Üstelik bu takımın sahada yapabildiklerini geçtim; neyi yapmak istediğini bile bilen yok. Topun arkasında duramıyoruz, önde basamıyoruz ve topu da ayağımızda tutamıyoruz. Üstelik bu durum Tudor'un geldiği ilk andan itibaren geçerli bir durum.

Sahamızda elendiğimiz Özdursun maçında Galatasaray'ın hangi hücum varyasyonunu gördünüz? Maicon'un 35-40 metreden ceza sahasına şişirmeleri ve Linnes'in rezalet ortamsıları haricinde ben bir şey görmedim. Maicon'un sorumluluk alması, katkı sağlamaya çalışması çok güzel fakat herkes sıfıra inmeye çalışırken bizim 90 dakika boyunca 40 metreden orta açmamız ve bu ortalara rakip stoperlerin sürekli kafa vurmasına teknik ekip nasıl katlandı?

Yazdıkça canım sıkılıyor Özdursun maçını. O yüzden bu maçı kapatıp daha da iç karartıcı bir konu olan bu maçın öncesine gitmek istiyorum.

Her kişinin, işletmenin, kurumun belli hesapları vardır. Öğrenci sınıf geçmek için kredi hesaplar, bakkal alacak verecek hesaplar, şirket müdürü bilançolara bakar. Herkes faaliyetini devam ettirmek için bu sayısal verilerden yararlanır ve kafasında bir plan oluşturur. Bu planlar tutar veya tutmaz. Bu da kabaca başarı kavramını ortaya çıkartır. Fakat Galatasaray'da Dursun Özbek geldiğinden beri hesaplar kitaplar malesef ki bakkal hesabı şeklinde bile yapılmıyor. Biz de bu duruma rağmen başarı bekliyoruz. İnen uçakların, transferlerin peşinden koşuyor, havalimanında oyuncu karşılıyoruz. Bu yaptığımız ne kadar mantıklı ?

Aslında istediğim başlı başına bir devrim değil bu klüpte. Çünkü bunun mevcut konjektürde ütopik olduğu, liyakatın bu klüpte yüzde yüz öncelikli olmadığı ayan beyan ortada bir gerçek. Ancak biraz düzen, disiplin ve liyakat beklemeye de taraftarın pardon fanların hakkı var diye düşünüyorum. Grosskreutz'un becerilemeyen transferi gibi, Sigthorson'un 1 dk bile süre alamayarak gönderilmesi gibi vasıfsızlıkta çığır açan hamleleri görmek istemememiz bence makul istekler. Koskoca Galatasaray'ın futbol genel menajerinin bir futbolcu menajeri tarafından köy ağası yerine koyulmasını, hiç sevmesem de Tudor'un ve aynı zamanda Riekerink'in muhabirler tarafından aşağılanmasını ne kadar normal karşılayabilirim? Koskoca Galatasaray Kulübü mevcut bir branşının teknik sorumlusuna basının alenen hakaret etmesini, eşini dostunu makaraya almasını, kızının eşinin dostunun garsonluk yapmasıyla dalga geçmesini engelleyemeyecek kadar aciz midir? Bir hocayı sevmemek, gitmesi gerektiğini düşünmek ayrıdır ama kimse Galatasaray hocasını el enseye alamaz, almamalı.

Gelelim Sneijder mevzusuna. Ben bu konuda da hatalı tarafın yönetim olduğunu düşünüyorum. Oyuncuyu göndermek yönetimin bir tasarrufudur ve buna saygı duyarım; eğer yerini doldurabilirseniz. Eğer oyuncu zamanında kampa katılmıyorsa onu kampa gelmeye ikna etmek yönetimin işidir. Adı üstünde ''yönetim''. Oyuncunun sorunları, problemleri, yanlışları taraftarı değil, yönetenlerin sorunudur ve onların başarısı da bu sorunları takıma yansıtmadan çözebilmek olmalıdır. Ben taraftar halimle Sneijder'i arayıp ''abi kampa gelir misin bak sezon sonra göbeğin çıkacak yine'' diyemem. Yönetim illa ki isterse derim ama muhtemelen Sneijder benim anlamadığım Flemenkçe bir küfür eder ve telefonu yüzüme kapatır.

Bu sorunu çözmesi gereken yönetim ise geçen sene taşıyıcı parçalar olan Poldi, Bruma ve Sneijder konusunda yönetememe masterı yapmış ve işin kötüsü bu oyuncuların ayrılığını da becerememiştir. İşi Sneijder ekseninden bütün takıma getirirsek, her oyuncuyla ilgili bir bahane bulunup bir şekilde suç oyuncuya atılıyor. Yasin zam istiyor, Selçuk takımı satıyor, Sinan bilerek oynamıyor, Sneijder gelmek istemiyor, şu şöyle bu böyle gibi doğru veya yanlış olduğu önemsiz bir sürü bahane... Peki yönetim bu olumsuzluklardan hangisini çözebildi? Bu oyuncuların hepsi mi sorunlu ya da kalitesiz? Ya da bu oyuncuların toplam kalitesi Özdursun'dan bile daha aşağıda? Hiç hikaye anlatmayın beyler. Biz Gomis'in formasını almak için birbirlerine girip bu yüzden aralarının bozulma ihtimali olan bir oyuncu grubuna elendik.

Olaylara en tepeden bakarsak koskoca Galatasaray 3 taşıyıcı kolonundan 15 milyon Euro para kazanmıştır ve bunu basına başarı hikayesi olarak lanse etmiştir. Bruma'nın sözleşmesini uzatamamış, Podolski'yi burada kalıp takıma katkıda bulunmaya ikna edememiş, Sneijder konusunda ise açıkça saçmalamıştır. Sneijder'i güzel bir basın toplantısıyla uğurlamak hem kulübün reputasyonuna uygun olurdu hem de gelecekte Sneijder'den futbol adına fayda sağlama şansımız olurdu. Ayrıca taraftarın da tepkisi biraz daha yumuşayacağı için Belhanda'ya verilen saçma ve gereksiz tepkinin önüne geçilmiş olurdu. Fakat yönetim bunu da eline yüzüne bulaştırdı ve Sneijder'den kanlı bıçaklı ayrıldık.

Şimdi lütfen söyleyin, Özdursun maçı bir sonuç mudur yoksa pastanın üstüne koyulan o son çilek midir ?

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.