Soru-Cevap | "Erman Kunter'in hırsını kaybetmediğine eminim"

Galatasaray Odeabank başarısız geçen bir sezonun ardından başantrenörü Ergin Ataman'la olan beş yıllık beraberliğine son verip uzun yıllar yurtdışında önemli başarılar elde etmiş Erman Kunter'le anlaşmaya vardı. Biz de FCN Blog ekibi olarak Erman hocayı annesinden bile yakın takip eden @yugoslavfaulu ile konuştuk. Ortaya biraz uzun ama çok dolu ve eğlenceli bir sohbet çıktı. Keyifli okumalar... 

** Bu ülkede Erman Kunter'i en yakından takip edenlerden birisin. Uzun yıllar yurtdışında çalıştıktan sonra Erman hocanın ülkeye dönmesi doğru bir karar mıydı sence?
Evet, başkaları da varsa tanışmak isterim açıkçası. Fazla sayıda olduğumuzu düşünmüyorum çünkü. İşin şakası bir yana bu coğrafyanın bünyesinden çıkan en donanımlı ve yetkin koç olduğu konusunda sabit fikirli olduğumu söylemem lazım. En çok başarı elde edeni değil. Karışmasın. İkisi farklı şeyler zira. Aslında ikinci Galatasaray kariyeri öncesinde çok da ara verdiğini söyleyemeyiz hoca için. 2014 Mayıs’ından 2017 Şubat’ına kadar süren bir Le Mans Sarthe Basket kariyeri sonrasında dönüş yaptı.

Asıl “uzun yıllar sonra Türkiye’ye dönüşü” ikinci Beşiktaş kariyerine rastlıyor. Büyük kısmı Cholet Basket, bir sezonu da ASVEL bünyesinde geçen sekiz yıllık önemli bir Fransa dönemi sonrası mesleğine ülkesinde devam etmek istedi. Beşiktaş Milangaz ile çok başarılı bir sezon geçiren Ergin Ataman’ın sponsor yokluğu ve bütçe yetersizliği gibi gerekçeler ileri sürerek Beşiktaş’tan ayrılması sonrasında başlayan koç arayışı da Kunter’in ülkeye dönüş isteğine vesile oldu. Bu arada hemen eklemek gerekir ki Velimir Perasovic’in ilk dönemi öncesinde Efes ile anlaşmaya yakındı ancak sözleşme şartlarında anlaşma sağlanamayınca bu birliktelik gerçekleşmedi.

Kararın doğru olup olmadığına gelecek olursak açık söylemek gerekirse hocanın Beşiktaş’tan aldığı teklif sonrasında Türkiye dönüş kararı almasıyla birlikte oluşan takdir ve mutluluk duygusu özellikle ligde istenilen sonuçlar alınamayınca yerini “Burası Fransa değil, çok ara verince buranın dinamiklerine yabancı kalmış (Hatta Fransız kalmış)” tarzı saptamalara bıraktı. Genel kanı “Türkiye’ye hiç dönmeseymiş daha iyi olurmuş, uyum sağlayamadı ülke şartlarına” çerçevesinde pekişti. Yani şöyle düşün: basketbolla ilgili konuşmaya başladıklarında planın, programın, projenin, bilinçli harcamanın öneminden bahseden ve Kunter’in gelişinden bu anlamda çok memnun olduklarını dile getiren çevreler, sezon bitiminde aynı Erman Kunter’i Türkiye’deki başarı odaklılığa, günü kurtarma anlayışına, kaos ve karmaşa hâline ayak uyduramamakla eleştirmeye başladılar. Elbette bunu bu şekilde ifade etmediler ancak dile getirdikleri söylemler bu kapıya çıktı. Bu da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken ironik bir durum.

Galatasaray vasıtasıyla yeniden Türkiye’ye dönme kararı alması doğruluğu ya da yanlışlığı sezon bitiminde masaya yatırılabilecek bir durum. Yabancısı olmadığı bir camiadan gelen teklifi değerlendirmeye alıp kabul etmesi gayet tabii bir durum. Burada benim aklıma takılan bir soru işareti var. Belki sizler gibi Galatasaray basketbolunu yakından takip eden arkadaşlar hocanın kendisiyle bir söyleşi fırsatı bulurlarsa kendileri soru olarak yöneltebilirler. Şöyle ki Kunter, bir koçun kafasındakileri hayata geçirebilmek, planlarını uygulamak için uygun zeminin yaratılması adına en az iki yıllık kontrat yapması gerektiğini savunmuştur daima. Hatta ideal olanının üç yıllık sözleşme olduğunu vurgulamıştır. Opsiyon kavramına hiç itibar etmez mesela. Gelgelelim hoca Galatasaray ile bir yıllık anlaşmaya vardı. Muhtemelen koçluk kariyerinde uzun süreler sonra ilk kez bir yıllık kontrat imzaladı. Bu beni bir miktar şaşırttı ve meraka itti aslında.

** Erman hocanın Le Mans günleri pek de istediği gibi sonlanmadı. Modern basketbolun neresinde duruyor Erman Kunter?
Yollarını ayırdığı sezon hariç -Eurocup ayağını bir kenara bırakırsak- Fransa özelinde Le Mans ile aslında çok da başarısız olduğunu düşünmüyorum. Bir kere ilk sezonunda kadronun neredeyse tamamı daha kendisi gelmeden şekillenmişti ve çok fazla dokunma imkanı bulamadı. Ona rağmen Fransa Kupasında finale kadar çıkıp Strasbourg’a iki sayı farkla mağlup olarak kupaya erişemediler. Bir sonraki sezonda ise finalde ASVEL’i yenerek bu kez kupayı kazanan taraf oldular. Play-off yarı finalinde ise normal sezonda üstünlük sağladıkları Strasbourg’a karşı varlık gösteremeyince elendiler. O sezon takımın oyuncu bütçesinin vergileri kendilerine ait olmak üzere 1,5 milyon euro olduğunu da belirtmek gerekir. Asıl hayal kırıklığı ise ayrıldığı sezon oldu. Çünkü bir önceki sezon gelen kupa ve lig performansı artık şampiyonluk beklentilerini arttırdı. Fakat özellikle oyun kurucu Ty Mckee’nin ayrılışından doğan boşluğu aynı kalitede bir isimle dolduramadılar. Bana göre bu tüm takımın performansını çok etkiledi. Mckee yerine transfer edilen Giordan Watson beklentileri karşılamaktan çok uzak kaldı. Avrupa’da ve ligde üst üste alınan ağır mağlubiyetler de ayrılığı beraberinde getirdi.

Basketbolun geçirdiği değişim ve dönüşüme çok da uzak kalan bir koç değil Kunter. Milli takım koçluğu ve Eurobasket 99’dan da biliyoruz kafasındakileri hayata geçirmek adına iddialı hamleler, radikal tercihler yapmaktan asla çekinmeyen, bu uğurda kendisine yöneltilen abartılı eleştirileri umursamayan, aynı zamanda da unutmayan bir çalıştırıcı. 2012 sonrası yarışmacı kimliğinin yetiştirici kimliğine göre daha arka planda kaldığını ve örselendiğini düşünsem de heyecanını ve hırsına asla kaybetmediğine eminim. Bunun dışında Pesic, Maljkovic, Reneses gibi basketbola dair tutucu kimliklerini muhafaza edip, oyunun geldiği noktada yeni açılımlar geliştirmek adına çok da büyük çabalar sarfetmeyen koçlara oranla çok daha açık fikirli, farklı olanı deneme bağlamında sonucu ne olursa olsun tereddüt etmeyen bir profil olduğunu söyleyebilirim.

** Hazırlık maçlarında görebildiğimiz kadarıyla Galatasaray Odeabank hücumda motion offence oynamak istiyor. Erman hocanın uzun yıllardır bu sistemi benimsediğini de söyleyebiliriz. Galatasaray taraftarı nasıl bir takım izler sence?
Doğru, motion offense Türkiye ölçeğinde konuşacak olursak büyük ölçüde Erman Kunter ile özdeşleşen bir basketbol terimi oldu artık. Hızlı hareket-pas temeli üzerinde yükselen, doğru perde ve doğru cut ile taçlanan bir oyun tarzı kabaca özetleyecek olursak. Hem delici hem de şutör kısalar, aynı zamanda komple özelliklere sahip olan sıkı bir power forward bu sistemin başarıya ulaşması adına önemli mevkiler.

Oyunun doğası gereği statik, hantal bir takım izleyeceğimizi zannetmiyorum. Ancak sistemi oturtmak uzun süreli, disiplinli ve titiz bir çalışmayı gerektiriyor. Bu da bugünden yarına gerçekleşebilecek bir durum değil. Yani hocanın maç sonu basın toplantılarında sabrın ve daha çok çalışmanın önemine dair sık vurgulara rastlayabiliriz. Bunun dışında antrenmanları ve maçları takip edebilme olanağımız olmadığı için oyuncuların isminden yola çıkarak somut örneklerle konuyu detaylandırma şansına da sahip değiliz. Bu doğrultuda takımı izlemeden ne söylesek afaki kalacaktır.

Yalnız ben gerek Beşiktaş gerek Le Mans dönemlerini izlediğimde hocanın takımlarının maç içerisinde çok keskin düşüşler veya sıçramalar yaptığını gördüm. Örneğin son Fransa döneminde üç periyot boyunca 15-20 sayı bandında önde götürüp de son çeyrekte oyuna rakibi ortak edip kaybettiği ya da tam tersinin gerçekleştiği karşılaşma sayısı pek de az sayılmazdı. Burada asistan koçlara bana göre büyük sorumluluk düşüyor. Kritik karar anlarında hocaya bu noktada alternatif plan üretmek adına katkı sunmalılar mutlaka.

İkinci dikkat çekici husus da deplasman maçlarında yaşanan aşırı kırılganlık. Örneğin takım bir kendi sahasında çok dominant bir oyunla şampiyonluk adayı bir takımı mağlup ederek kendisinden bahsettirirken bir hafta sonra vasat bir deplasmanda tanınmayacak derecede kötü oynayıp farklı mağlup olabiliyordu. Bu keskin gel-gitler Galatasaray’da da yaşanır mı şimdiden bir şey söyleyemeyiz ancak yaşanması durumunda hocanın tüm yardımcılarının da ciddi ölçüde inisiyatif almaktan kaçınmamaları gerekli. Kaldı ki Kunter de son kararı kendisi vermekle birlikte “hiçbir zaman işine karıştırmayan” bir koç tiplemesi değil.

** Galatasaray Odeabank transfer döneminde neredeyse tüm kadrosunu değiştirdi, sence Erman hoca kendi sistemine uygun bir kadro kurdu mu dersin?
Tabii bir bakıma şartların da zorladığı bir durum bu belki de. Yani olanaklar el verse hocanın kalmasını isteyeceği yerli veya yabancı oyuncular olacak mıydı kestiremiyorum. Şunu söyleyebilirim ki 1,2 ve 3 numaralı mevkilerde Kunter, atlet, kendi skorunu yaratabilen, mutlaka delici özeliklere sahip, doğrudan ve en kestirme yoldan çembere gidebilen oyuncuları tercih eder. Renfroe olsun, Hardy olsun, Hopson olsun bu bağlamda Kunter’in kafasındaki profile uygun isimler olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra sistemin işlerliği açısından Dajuan Summers gibi çok önemli bir şutörün performansı da Galatasaray’ın sıralamasının akıbeti konusunda fazlasıyla belirleyici bir faktör olacaktır.

Daha iyisi/iyileri mutlaka vardır. Ancak bu doğal olarak ekonomik gücünüzün sınırları ile doğru orantılıdır. Renfroe’nin Barcelona sezonunu ölçü almak çok sağlıklı olmaz. Zira geçen sezonki Barcelona’ya Kyrie Irving’i koysak negatif anlamda ciddi bir başkalaşım geçirirdi herhalde. Tabii burada Kunter’in çalıştırdığı hemen her takımda başvurduğu oyuncu seçimlerinin bir yenisi daha görmek mümkün. Yüksek potansiyel barındırmasına rağmen türlü sebeplerden dolayı bir türlü kritik eşiği atlayamayıp top seviyede kendisine yer edinememiş isimlere yönelerek onlardan maksimum performansı alma fikri hocanın transfer dönemlerinde başvurduğu yöntemler arasında. Bu bağlamda Hopson ve mevcut kadrodan Preldzic’in bu sezonki performansları özellikle mercek altına alınacaktır.

T.J. Cline gerçekten hocanın deyim yerindeyse şanına yakışan enteresan bir tercih. Örneğin performansıyla Barcelona’ya kadar yükselen Justin Doellman da -aklımda yanlış kalmadıysa- kimse doğru düzgün bilmezken ABD’den alıp Cholet forması giydirdiği bir isimdi. Yine benzer mevkide oynayan, hocanın 2002-2003 sezonunda çalıştırdığı Galatasaray’a transfer ettiği ve muhteşem bir iz bırakan Jason Robert Koch da ilk geldiğinde kapalı kutuydu. Cline’ın hem asist özelliği olan hem de dışarıdan şut atabilen bir 4 numara olarak vereceği katkının boyutları takımın gelebileceği nokta açısından kritik öneme haiz olacak. İlk defa ülkesinin dışına çıkmış olması, dolayısıyla uyum süreci bu açıdan belirleyici.

İlk transfer hamlesi olan Richard Hendrix, tecrübesi ve cv’si ile ben de dahil olmak üzere heyecan verse de hazırlık maçlarındaki istatistiklerine bakıldığında sanki yolların erkenden ayrılacağı bir isimmiş gibi duruyor. Rakeem Christimas ise imkanlar dahilinde alınabilecek gayet ideal bir isimdi bana göre. Avrupa basketboluna uyum sağlaması adına ise Kunter’in üzerinde çalışması gereken noktalar da mevcut.

** Ege Arar gibi potansiyelli bir oyuncumuz var. Transfer döneminde de Rakeem ve Cline gibi iki tane daha potansiyelli oyuncu aldık. Erman hocanın oyuncu gelişimine etkisini biliyoruz. Sence bu sene Galatasaraylı basketbolcular için bir fırsat mı?
Şüphesiz bir fırsat. Bir kere her şeyden önce gerçek anlamda bir basketbol entelektüeli çalışacaklar. Yerleşik kişilik ve davranış bozuklukları yoksa –ki zannetmiyorum- herhangi bir oyuncunun Erman Kunter ile sağlıklı iletişim kuramaması mümkün değil. Cholet Basket yıllarında kendisinin tedrisatından geçen Nando de Colo, Fabien Causeur, Kevin Seraphin, Rudy Gobert gibi isimlerin bgugün gelmiş oldukları noktada ortada.; Le Mans döneminde Jonathan Jeanne, Petr Cornelie ve Youssoupha Fall gibi genç yetenekler de önemli oyuncu olma yolunda Kunter ile birlikte ciddi adımlar attılar.

Burada bilhassa yerli oyuncular açısından iki önemli nokta var bana göre: Birincisi oyuncunun basketbol oyununun bizatihi kendisini ne derece hayatının merkezine koyduğu konusu. Yetenek ve potansiyel sahibisinizdir ama emek harcamadan kurduğunuz düşlerin suni büyüsüne kapıldıysanız mesafe kat edemezsiniz. İzzet Türkyılmaz için Kunter ve Le Mans önemli bir şanstı. Bugün İzzet’in hangi kulüpte forma giydiğini sorsam basketbolla ilgilenen kaç kişi bunu bir çırpıda söyleyebilir?

İkincisi ise genç oyuncuların menajerleri hususu. Kariyerlerinin daha emekleme döneminde abartılı kontratların altına imza atarlarsa orta ve uzun vadede onları kaybederiz. Galatasaray açısından bakarsak Ege Arar özelinde bunu söylüyorum. Haketmesi durumunda arzu ettiği süreleri kendisine vermekten kaçınmayacak bir koçla çalışacak. Bir miktar sivrildikten sonra yüksek kontratı kariyerinin önceliği haline getirirse pek de parlak bir son kendisini beklemez.

Oscar Wilde ile bağlayalım: “Yaşayan görür”. Yaşarsak göreceğiz.

** Koç bir kez daha Ergin Ataman'ın ardından bir takıma geldi, enteresan bir tesadüf diyebilir miyiz?
Evet, anlaşma sağlanır sağlanmaz ilk aklıma gelen bu oldu. Yine Ataman’ın önemli başarılar yaşadığı bir kulüple yaşadığı sorunlu ayrılık ve yine peşinden gidilen isim Erman Kunter. Çok farklı iki kişilik, birinden kendinden öncekine benzemesi ve icraatlarıyla onu anımsatması bekleniyor yahut talep ediliyor tribünlerin geneli tarafından. Pek adil bir tutum olduğunu düşünmüyorum.

** Ergin Ataman gibi Galatasaray için büyük bir figürün ardından göreve gelmek Erman Kunter için nasıl bir baskı yaratır ya da baskı yaratır mı?
Yani şunu söyleyebilirim ki Erman Kunter ile resmi anlaşmanın kulübün sosyal medya hesabından duyurulması sonrasında haberin altına yazılan yorumları okumak bile bu kanıya varmak için yeterli. Daha çok futbolla iştigal edip, elde edilen başarılar ölçüsünde basketbolu takip eden taraftarlara bir sözüm yok. Ancak basketbolu izleyen, kafa yoran, titizlikle takip eden kişilerin yapmış olduğu benzetmeler bana aslında ne denli büyük bir illüzyonun içinde olduğumuzu gösterdi. Haksız ve yersiz linçe karşı aklı selim davranan tanıdığım iki-üç isim dışında sergilenen tavır şaşkınlık vericiydi açıkçası.

Tabii burada bana göre birinci sorumlu Galatasaray yönetimi, Ataman ile olabilecek en kötü şekilde ayrılıp, camianın olanca tepkisi çektikten sonra Erman Kunter’i böyle bir ortamın içine atmak en başta Kunter’e haksızlık. Şimdi bir koç düşün ki takımı yeni sezona hazırlayıp, idealleri doğrultusunda çalışmak bir tarafa, bir de üstüne henüz resmi maçlar oynanmadan bir şeyleri başarabileceğine dair ikna etmesi gereken çok ciddi bir taraftar grubu var. Beklentinin düşük olmasından daha zor bir durum bu. Önce inanç eksikliği meselesini halletmesi gerekecek tüm diğer işlerinin yanında. Hiç de cazip bir sezon başlangıcı değil açıkçası.

Bağlayacak olursak şüphesiz baskı yaratır. Hocanın belirttiği gibi Fransa’da da baskı var. Ancak bu işler yolunda gitmediğinde 1,5-2 ayın sonunda kendisini gösteriyor. Türkiye’de ise mesela daha ikinci haftada ilk yarısını mağlup kapattığın maçın devre arasında başlıyor. Ancak şundan da eminim ki Kunter bunu umursamaz. Zorla inatlaşmaya alışkındır.

1 yorum:

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.