Hikayenin Sahibi: Yeni Sayfa

Bir ipucu vereyim size. Bir hikâye anlatayım. Tek ihtimali olan insanların hikâyesini. Ama küçük bir sorunum var. Bu hikâyeyi anlatmam için onun Türk futbolunu değiştirdiği güne dönmem gerek. Tanıdınız değil mi hikâyenin sahibini? Fatih Terim, İmparator. Onu, buraya ayak bastığı güne ve Türk futbolunu değiştirdiği güne dönmeden anlatamam.

Yer Meksika. Takvim yaprakları 1986 yılının yazını gösteriyor. Sepp Piontek için bir sorun var. Piontek elindeki geniş orta saha rotasyonun olabildiğince çok kullanacağı bir düzenle takımını sürmek istiyor. Alman teknik adam için futbolda en önemli bölge orta saha. Piontek, karşısındaki rakibin 1 veya 2 forvetli düzenlerine karşı savunmada 4 adam ile beklemeyi de doğru bulmuyor. Ona göre dönemin popüler düzeni 4-2-4 de işlevsel değil. Sonunda elindeki geniş orta saha rotasyonunu kullanabileceği bir düzende karar kılıyor. 3-5-2. 80'li yılları Danimarka'nın başında geçiren Sepp Piontek halen 3-5-2 denildiğinde akla gelen ilk isimlerden birisi. Piontek için ise Avrupa'daki ilk 3-5-2 takımı kendi yönetiminde oluşturduğu Danimarka. Takvim yaprakları bu kez 1990'ın Yaz aylarını gösteriyor. 80'li yılları hezimetlerle geçiren Türk futbolu için 80'li yılların sonunda Jupp Derwall-Mustafa Denizli ikilisinin Galatasaray'da başardıkları Türk futbolu adına yeni bir tohumun atılmasının anlamına geliyordu. Bu atılan tohumu filizlendirmesi için 1990 yılında Sepp Piontek Türk Milli Takımı'nın başına getirildi. Piontek'in yanında yetiştirmesi ve kendinden sonra takımın başına geçecek olan isim de olacak ikinci adamı belirlemesi için çalışmalara başlandı. O dönemin yeni yeni parlayan teknik direktörlerinden biri Yılmaz Vural idi. İlk gidilen isim de o oldu. Lakin Yılmaz Vural, 2.adam olma fikrine sıcak bakmayıp Sepp Piontek ile çalışma teklifini reddetti. İbre Ankaragücü ve Göztepe'yi çalıştıran, takımların kalibresine göre başarılı da sayılabilecek bir grafik çizen Galatasaraylı Fatih'e döndü. Fatih Terim o dönem 1. adam olarak görev alabileceği çoğu takım varken dünyaca ünlü Sepp Piontek'in altında yetişme fırsatını kaçırmıyor ve teklifi kabul ediyor. 3 yılın ardından Galatasaraylı Fatih, milli takımın başına geçiyor ve Türk futbol tarihinin ilklerini yaşatmaya başlıyor.

Yıl 1996. Takvimler bu kez Haziran ayını işaret ediyor. Fatih Terim Türk futbol tarihinde ilk kez milli takımı Avrupa Şampiyonası'na götürüyor. Bu bugün için doğal bir olay gibi gözükse de o dönem için çok çok büyük bir olaydı. Katılımın dahi büyük bir olaydı ama EURO 96'da gruplarda Milli Takım ülkenin yolunu tuttu. EURO 96 sonrası Galatasaraylı Fatih, milli takımı bırakıp yuvasına döndüğünü açıkladı. Aslında başarılı da olduğu Milli Takımı bırakmasını sebebi kafasındaki oyunu tam olarak sahaya yansıtamamasıydı. Kafasındaki oyun bol tekrar gerektiriyordu lakin Milli Takım'da bol tekrar yapma gibi bir şansı yoktu. Kafasındaki oyunu tam istediği gibi olmasa da  sahaya yansıtmaya başladı ve o sezon Galatasaray'ı şampiyonluğa taşıdı. Galatasaray 96/97 sezonunu şampiyon olarak tamamlarken Fatih Terim, ustasından öğrendiği 3-5-2 ile şampiyonluğa ulaşıyordu.

Takvim yaprakları 1997 yılını gösteriyor. Sezonun ortasındayız. Son şampiyon Galatasaray sezona istediği gibi giriş yapamamış. Medya sorumlu olarak Fatih Terim'i gösteriyor çünkü Terim geçen sezon şampiyon yapan 3-5-2 düzeninden vazgeçmiş ve 4'lü bir savunmaya geçiş yapmıştı. Elinde Gheorge Popescu gibi dünya çapında bir libero olmasına rağmen 3'lü savunmadan vazgeçmek tam manasıyla intihar gibi gözüküyor, o günlerde. Hıncal Uluç çok ağır eleştirilerini arttırıyor, 4'lü savunmadan vazgeçmezse Galatasaray'ı şampiyonluğu kazanmasına olanak olmadığını dahi yazıyor. Oysa Fatih Terim'in çok başka bir hayali olduğunu biz bugün daha iyi anlıyoruz. Terim o günün şartlarında Türkiye ülke sınırları içinde o gün oldukça popüler olan liberodan vazgeçerken bu oyuncuların dünya futbolunda devrinin kapandığını çok iyi analiz etmişti. 97/98 sezonu oldukça sancılı geçmişti ama herkesin topa tuttuğu o gün Terim aslında UEFA Kupası'nın kazanacak takımın temellerini atıyordu.

Avrupa'daki bahisçilerin Kasım 1999'da 250 kez deneseler 1 kez kazanabilirler dediği Galatasaray finalde.. Tarih 17 Mayıs 2000, saat 20.30. Fatih Terim kendisini ileride 'gazla takım çalıştırır, taktik bilmez' mitini doğuracak olan soyunma odası konuşmasını yapıyor. ''Taktik maktik yok, bam bam..'' uydurmasını inkâr edercesine ''topun olduğu yer bizim için pozisyon'' diyordu. Terim, sonradan yayınlanacak bir belgeselde sohbet sırasında ''Futbol benim için pozisyon oyunudur. Eğer adam kovalarsan alanı boşaltırsın.'' diyerek günümüz futboluna 2000 yılından ışık tutuyordu. Günümüz futbolunda adam savunmasının esamesi okunmuyor ama Terim'in zirve yaptığı o günlerde adam savunması bugünün meşhur alan savunması konumundaydı. Çoğu takım adam odaklı oynarken Fatih Terim, Türkiye gibi futbolda hele o dönemde çok daha geri kalmış bir ülkede çok çok büyük bir yeniliğe imza atmış oluyordu. Fatih Terim'in zirve noktası 2000 yılıydı. O dönem futbola yeni bir oyun getiren Terim, İtalya macerasında kendi hikâyesine yeni bir sayfa ekleyecek bir şeyler yapamadı. Türk Milli Takımı'nın gittiği 3 Avrupa Şampiyonası'nda da imzası var. Euro 2008'de oynattığı yarı final, Galatasaray ile çeyrek final başarısı ve şampiyonluklar yine hikâyesinde birer sayfa ekleyecektir ama eski şatafatlı başarılarının gölgesinde kalacak işler bunlar. Çünkü Fatih Terim hikâyenin sahibi.

DÜNYA FUTBOLUNA ETKİLERİ
Günümüz futbolunun önemli isimlerinden Jürgen Klopp'un geliştirdiği Gegenpressing denilen aslında mükemmelleştirilmiş pres oyunu.. Pres oyununun mucidi olan Fatih Terim olduğu düşünülünce Jurgen Klopp'un Fatih Terim'den etkilenmemiş olması çok düşük bir ihtimal. Fatih Terim UEFA Kupası'nı kazandığı dönemde futbolda 3-5-2 veya klasik 4-4-2 çok revaçtaydı ama Terim bunları elinin tersiyle itti. 4-4-2'yi biraz daha farklı kurgulayıp 3 merkez oyunculu 4-3-1-2 düzeniyle takımını sahaya sürüyordu. Fatih Terim orta sahada görev verdiği Suat-Emre-Okan üçlüsünde Emre ve Okan'ın enerjilerine güvenerek onlara özgürlük tanımıştı. O yıllar içinde Galatasaray'ın yerleşiminin rakiplere çok ters gelmesinin sebebi bu idi. Dönemin Inter' teknik patronu Marcelo Lippi, Fatih Terim'in bu oyun içi yerleşimine ilham verici demişti. Milano ekibi 1 sezon bekledikten sonra Fatih Terim'in oyununun kilit taşları olan Okan ve Emre'yi kadrosuna katıyordu. Sepp Piontek için en önemli bölge orta sahaydı. Oyun burada kazanılır, burada kaybedilirdi. Fatih Terim ustasından bu dersi çok iyi almıştı ve onun için de en önemli bölge orta saha olmuştu. Bu sebeple de merkezde 3'lü orta saha tercihinde bulunmuştu.

Fatih Terim'in ustalık ettiği herhangi bir teknik adam yok ancak Fatih Terim'den etkilenen biri daha olabilir. Akıl oyunlarının öncüsü, gittiği her takımda rakip teknik adamlarla girdiği ağız dalaşlarıyla ünlü Jose Mourinho, ''dostlarım beni seçemez, ben dostlarımı seçerim.'' diyordu. Fatih Terim kendisine her sorulduğunda hafif bir gülümsemeyle birlikte ''dostum'' dediği bu adama saygısı sebebi ondan etkilenmiş olmuş olması olabilir miydi? Jose Mourinho çıkış yaptığı 2003 yılında Porto 4-3-1-2 oynuyor ve ciddi bir hücum takımı görüntüsü veriyordu. Ertesi sezon Jose Mourinho daha büyük bir başarı için savunma odaklı bir takım oluştururken merkezdeki 3 orta saha oyuncusundan vazgeçmiyordu. Chelsea macerasında ise dünya futboluna saf 4-3-3'ü sunarken merkezdeki 3 orta saha oyuncusundan vazgeçmemişti. Tabii bu yazdıklarım doğruluğu net şekilde belli değil ama Sir Bobby Robson, Louis Van Gaal gibi kendisine hocalık etmiş kişiler dışında başka kimseye kolay kolay saygı duymayan bu adam Fatih Terim için her seferinde saygısını belirtmesi dahi büyük bir olay.

Türk futbolu için ''bu adam, bu âlemin oyuncusu değil fakat bu adam oyunu icat eden adam.'' kalını kullanabiliriz. Sahibi olduğu hikâyenin sayfalarını 2000'den sonra doğru düzgün dolduramadı belki ancak kendisine yeni bir hedef koyduğunu ısrarla belirtiyor. Galatasaray'a 4.kez geri döndüğünde daha imza atarken, lig şampiyonluğundan bir kez bile belirtmezken ''Eksik olan bir şeyi deneyeyim, bir şekilde tamamlayayım istiyorum.'' diyerek Şampiyonlar Ligi'ni işaret ediyordu. Galatasaray'ın futbolun kulüpler bazındaki en büyük organizasyonu olan, Düşler Sahnesi'ndeki macerası yarın tekrar başlıyor. Ben bu satırları yazarken Fatih Terim basın toplantısında ''Benim hayallerim dünyalar kadar.'' dedi. Elbette şu an imkânsız görünen, mantıkla bağdaşmayan bir hayal lakin 2000 yılında da 250 kez deneseler 1 kez kazanabilirler denilen bir hayali vardı. Bizler kalemi, kâğıdı elimize aldık ve hikâyenin sahibinin kendi hikâyesinde yeni bir sayfayı doldurmaya başlamasını bekliyoruz. Fatih Terim'in de dediği gibi; hayat, neden olmasın?'

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.