Neleri yapmaya çalıştık, neleri yapamadık..

Galatasaray yeni sezon hazırlıkları için katıldığı Karşıyaka Kupası'ndan bir galibiyet, bir mağlubiyetle ayrıldı. İlk maçta Türk Telekom'u 81-79 yenen takımımız, ikinci maçta ise ev sahibi Pınar Karşıyaka'ya 81-69 mağlup oldu. Ben de Karşıyaka maçını salonda izleme ve takımı gözlemleme fırsatını buldum. 

Karşıyaka maça hızlı başlayan taraftı, zaten maçın başından sonuna kadar da üstünlük onlardaydı. Ama bu şu an bizim karalar bağlamamıza sebep değil. Dün salonda lig maçı gibi bir kalabalık ve atmosfer vardı. Geçtiğimiz sezonlarda burada çok daha az seyirciye oynanan lig maçları izlemiştim. Şunu da ekleyeyim, salondaki seyirci bildiğiniz tribün yapmaya gelmiş. Maç boyunca oyunun içindeydiler, Karşıyaka'yı çok iyi ateşlediler. Hatta maç sonu salonda 'Koyduk mu!' falan çekildi. Hazırlık döneminde fiziksel olarak daha iyi durumda olan bir takımın bir de arkasında böyle bir seyirci olunca bize karşı daha motive ve fiziksel oynaması normal. Biz buna karşılık veremedik. Ama böyle bir ortamda, lig maçı sertliğinde hazırlık maçı oynamak güzel.

Sahada nasıl bir Galatasaray vardı, aslında Karşıyaka'nın guardlarımıza tam sahadan yaptığı baskı hatta zaman zaman takım halinde yapılan tam saha baskı karşısında set düzenlerini uygulamakta oldukça zorlandık. Can ve Emir'i çok yıprattı Karşıyaka savunması. Hal böyle olunca Harrison ve Klobucar'ı daha çok direksiyonda gördük. Özellikle ikinci çeyreğin başında Harrison'ın oyuna ağırlığını koyduğu sekansta hücumda çok daha akıcıydık. Ama burada şunu söylemem lazım, bu sekansta Harrison'a topu teslim edip hadi bize bir şeyler yarat demedik. Set içinde onu perdelerden çıkartıp pozisyonu bitirmesini veya yaratmasını sağladık. Harrison da henüz takıma yeni katılmış olsa bile burada olumlu bir görüntü çizdi.

Dün için söyleyebileceğim en büyük şey takımın savunma ribaundunu net aldıktan sonra bir an önce geçiş hücumuna çıkması ya da fast break zorlaması. Zaten savunmada ne zaman ipleri sıkı tutsak, ikili oyun savunmasını doğru yapsak oyunda öne çıktık. Hücumda çok daha akıcı olmaya başladık. İzlemesem de Türk Telekom maçında atılan 18 hızlı hücum sayısı da bunu destekleyen bir istatistik. Bu sene bolca göreceğiz bunu diye düşünüyorum. Yarı sahaya kaldığımızda ise özellikle Hayes, Harrison, Klobucar üçlüsünden ikisinin sahada olmadığı dönemlerde sıkıştık. Can ve Emir yaratmakta, takımı kontrol etmekte zorlandılar. Yarı sahada Hayes'e pozisyon yaratmaya çalıştık, bunu yaptık hatta perdelerden çıkartıp topu yere vurmasını denedik ya da orta mesafe şut pozisyonları yarattık ama Hayes şut sokamadı dün. Ama bunlar değerlendirebileceği pozisyonlar, illa sokacak bu şutları. 

Dün Zach Auguste'u bol bol kullandık. Özellikle onu hareketli topla buluşturduğumuzda pota altında bitiriciliği çok yükseldi. Zaten takım rüzgarı arkasına aldığında yarı saha hücumunda oldukça hareketliydi. Oyuncuların sürekli penetre edip savunmanın dengesini bozduktan sonra en uygun pozisyonu kovaladığı hücumlar gördük. Paylaşımcıydık bir de. Zorlama atışlardan kaçındık. Pas trafiği arttı. Burada pota altında Auguste'un mobilliğini de bolca kullandık. Ama bunları iki üç dakikalık sekanslar halinde yapabildik sadece. Bunun süresini yedi sekiz dakikalara çıkarttığımızda çok daha iyi olacağız. Sene içinde oyun yarı sahaya kaldığında set temposunu ne kadar yükseltebilirsek o kadar rahatlarız. Ertuğrul hoca da bunu aşılamaya çalışıyor bence.

Savunmada çok iyi sinyaller vermedik. Aslında orada da bazı üç beş dakikalık sekanslarda iyi gözüksek bile direncimiz çok çabuk kırıldı. Zaten savunmada yükselince hücumda da rahatlıyor takım. Maç içinde farkı üç defa 15'lerden 5-7 bandına indirdik bu formülle ama devamını getirecek mental direncimiz yoktu. Özellikle maçın sonunda skor 70-65 civarındayken hücumda önce Auguste sonra da Harrison ile çok saçma tercih hataları yaptık. Hızlı oyun ile aceleci oyunu karıştırdık burada. Açıkçası saha içinde henüz takımın iplerini tutacak bir saha içi lideri bulamamışız. Ama sezonun daha üçüncü maçındayız hatta eksiğiz kadro olarak da. O yüzden bunları düzeltilebilecek eksiler hanesine yazmak lazım.

Takım hakkındaki en büyük soru işaretlerimden biri ikili oyun savunmasıydı. Sınıfı geçemedik burada. Özellikle ikili oyun forvete kaydığında alanı daraltmayı başaramadık ve Karşıyaka delik deşik etti bizi. Tepeden oynanan ikili oyunlarda görece daha iyiydik, agresif show-up'lar yerine alanı daraltıp top tarafından gelen yardımlarla toplu oyuncuya baskı yapmaya çalıştık. Bunda başarılı olduğumuz bölümler olsa da dediğim gibi devamlılığı sağlayamadık maç boyunca. Savunmada değişmeli adam savunması ve tam saha baskı da denedik ama henüz çok yeniyiz böyle savunmalar için. İletişim eksikliği çok dikkat çekti. Takım birbirine alıştıkça bunları daha sık deneyeceğimizi düşünüyorum.

Bireysel olarak bakarsam kısa kısa, Emir ve Can oldukça kötüydü. Karşıyaka savunması tabir-i caizse dövdü onları. Can'ın terchileri de hücumda bizi tıkadı. Harrison direksiyona geçtiğinde daha rahat hücum ettiğimizi gördük. Harrison da şut sokamadı ama penetreleri ile rahatlattı bizi. Ancak savunmada konsantrasyonu düşüktü. Özellikle adam takibi konusunda büyük sorun yaşadı. Klobucar ilk yarıda pek ortalıkta yoktu. İkinci yarının başında sorumluluk aldı ve o sekansta farkı indirdik zaten. İkili oyundan sonra deliciliğini kullandık. Ters tarafta boşu da buldu ama o şutları sokamadık. Caner işini yaptı, sertlik katıp ceza şutu denedi. Erol Can'ı beğendim. Yarı sahada onu genelde dibe yerleştirdik ve gelen toplarda şut atmak yerine sürekli topu yere vurup savunmanın dengesini bozdu. Savunmada da istekliydi.

Hayes sahada istekliydi ama şut sokamadı. Dünün yorgunluğu diyebiliriz onun için. O şutları daha yüksek yüzde ile soktuğunda fark yaratacak. Yarı sahadaki en önemli skor opsiyonlarımızdan biri. Auguste beklentimin üzerindeydi. Maç başında Marei'nin arkasında iyi durdu mesela. Hücumda da hareketli topu aldığında iyi bitirdi. Ama oyun içi devamlılığı sıkıntı tabi. Harika oynadığı sekanslar sonrasında disiplinden çabuk kopabiliyor. Bunu bekliyorduk. Ertuğrul hocanın kenarda en sert davrandığı oyuncu da Auguste'tu zaten. Uzun süre sahada kaldığında verimi düşüyor adamın. Onu 10-12 dakika sahada tutmak yerine 6-7 dakikalık sekanslarla kullanmak lazım bence. 

Ayberk'i maç boyunca dört numarada gördük. Kısayı karşılama konusuna sorun yaşadı. Bol bol üçlük denedi. Onu da çok beğendiğimi söyleyemem. En büyük merakım Marko Arapovic ise resmen denize döküldü. Auguste'u yedekleyip beş oynadı maç boyunca. Savunmada büyük sıkıntı yaşadı. Zamanlama hataları yaptı. Maçın sonunda Marei resmen klinik dersi verdi alçak post hücumunda. Üç dört pozisyon üst üste arkasında duramadı. Zaten Marei'nin attığı sayıların büyük çoğunluğu bu sekansta geldi. 13 aydır maç yapmayan bu kadar ciddi sakatlık yaşayan birine daha çok sabredilmeli özellikle bu yetenekteyse ama dünü çok kötü geçirdi.

Kenarda en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de Ömer Uğurata oldu. Benchte çok aktifti, sürekli oyunculara gidip pozisyonları anlattı, istenen şeyleri göstermeye çalıştı. İletişim halindeydi. Ertuğrul hocayı burada rahatalatacaktır sezon içinde bol bol. Toparlarsam, mağlubiyete fazla takılmamak gerek. Takımdaki eksikleri net bir şekilde görmemizi sağladı bu maç. Bir önceki günün yorgunluğu da vardı. Özellikle şut konusunda bunu hissettik. Pozisyonu bulsak bile şutlar kaçtı. Ertuğrul hocanın iyi notlar çıkardığından eminim. Hazırlık dönemi bunun için yapılıyor zaten.

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.