ü Geleceği görerek suç oranlarını azaltmak! - FCN Blog

Geleceği görerek suç oranlarını azaltmak!

Tüm dünyayı saran koronavirüs salgını nedeniyle #EvdeKal 'mamız gereken dönemlerde hiç kuşkusuz hepimiz kendimizi dizi - film uygulamalarına bırakmış durumdayız. Filmlerin su gibi aktığı dönemde sizlere 2002 vizyon tarihli eski ancak bugünlerden bizlere mesaj veren bir film önermek istiyoruz. Tom Cruise'un başrol oynadığı Minority Report (Azınlık Raporu) filmini sizler için inceledik. Şimdiden keyifli okumalar ve iyi seyirler!

BİLİM KURGU NEDİR? TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ..
Bilim kurgu, bilimsel rasyonalizm, zamanın çizgiselliği ve tarihsel değişimin kaçınılmazlığından yola çıkarak kökleri günümüzde bulunan eleştirel gelecek senaryoları üretir. Yani bilim kurgu özünde günümüze özgü bir takım şeylerin gelecekte radikal bir biçimde değişeceği varsayımın yattığı deneysel bir yabancılaşma sanatıdır. Bilim kurgu eserlerinin tarihçesine baktığımızda,mitolojik hikayelerin başlangıcını oluşturduğu düşünülürken,ikinci yüzyılda Lucian’ın True history’si, Binbir Gece masallarındaki bazı hikayeler kabul edilirken, 10. ve 13. yüzyılda bu çalışmalar devam etmiştir. Romanın bir edebiyat türü olarak sayılmasının ardından Frankeştayn ve Last-Man bilim kurgu roman örneklerinden olmuştur. Telefon, telgraf gibi teknolojik araçların ortaya çıkışı ulaşım ağlarının gelişmesi ile Jules Verne gibi yazarlar bilim kurgu konusunda eserler yazmıştır. Yine Guluver'in Gezileri de ilk yazılı örnekleri oluşturmaktadır. Bilim-kurgu filmleri için ilk örneği, Mellies’in Aya yolculuk filmi olarak söyleyebiliriz. Mellies filmleri renklendirmek için özel tekniklerde kullanmıştır. Bilimkurgu konusundaki asıl gelişmeleri ise, Birinci Dünya savaşından sonra görmekteyiz. Özellikle endüstri toplumun oluşması, savaş sanayisindeki gelişmeler, birçok yeni ekipmanı ortaya çıkarmış ve gelecekte olacak buluşlar içinde ortam hazırlamıştır. Bu durum sinemanın da beslenmesine yol açmıştır.

Philip K. Dick’in 1956’da yazdığı Azınlık Raporu (Minority Report) adlı kısa hikayesi, 2002’de Steven Spielberg tarafından aynı adla film hâline getirilince, büyük ilgi toplamıştı. Tom Cruise'un başrolünde olduğu filmdeki ‘pre-cog’ (bilişsel öncesi) adlı kahinler, yaşanacak adlî olayları önceden biliyor, polisler de onların gördüğü rüya kesitlerinden yola çıkarak suçluları yakalıyordu. Durham Polis Teşkilatı yetkilileri de benzer bir uygulama başlattılar. HART (Harm Assesment Risk Tool – Zarar Değerlendirme Risk Aracı) adı verilen uygulama, yapay zekadan faydalanarak şüphelilerin gözaltında tutulup tutulmayacağına karar veriyor.

AZINLIK RAPORU: GELECEKTEN MESAJLAR
Azınlık raporu filminin bir çok yönüyle bilim-kurgu türünün bir örneği olduğunu söyleyebiliriz. 2002 vizyon tarihi olan filmin gelecekte (2054) geçmesi, günümüzde kullanmadığımız elektronik eşyalar cihazlar, gündelik hayatı kolaylaştıran çeşitli ekipmanlar, bunun yanı sıra görmeye alışık olmadığımız kurumlar birimler bizi gerçek olması gelecekte mümkün olabilecek bir ütopyanın içine sokuyor. Bir eserin masal mı yoksa bilim kurgu mu olduğunu ayırt etmemiz için özellikle üstünde durduğumuz bir fark vardır. Masallar genelde olağanüstü olayların yaşandığı geçmişi anlatan olaylara yer verirken bilim kurgu eserlerinde genel olarak geleceği görmekteyiz. Bu yönüyle gelecekte olacakların yaşanabilmesi daha mümkün ve somut gözükürken geçmişin Yaşanması, bilinmesi ve tarih bilimi gözü önünde bulundurulduğunda daha soyut özellikler görebiliriz. Bilim kurgu filmlerinin fantastik filmlerden ayrılmasında özellikle gösterilen konuların özellikle doğa kanunları üzerine şekillendirilmesi ve bilimsel önermelerle bunun desteklenmesi ön plandadır. Fantastik eserlerde yaratıklar, süper kahramanlar yer alırken bilim kurgu da gerçek insanlar görülür. Bilim kurgu filmlerinde izleyiciye yansıtılan kurguda, içinde bulunulan evren dünya, uzay ya da bağlantılı birkaç evren olabilir. Geleceğe seyahat, robotlar, politik konular bu konu içerisinde gösterilebilir.

Azınlık raporu filmi içeriği açısından bilim kurgunun alt türü olan cyberpunk türüne girmektedir. Bu türde gelecekte geçen hikayede insan hayatını kolaylaştıran buluşlar, yenilikler gösterilir. Siberpunk, genellikle yakın gelecekte geçen ve yozlaşmış bir teknolojik yaşamın ele alındığı distopya tarzında bir alt türdür. Kelime kökeni olarak “sibernetik” ve “punk” sözcüklerinin birleşiminden ortaya çıkmıştır. İlk olarak Bruce Bethke’nin Kasım 1983’te Amazing Science Fiction Stories dergisinde yayınladığı “Cyberpunk” isimli öyküde bahsi geçmiştir. Sonrasında William Gibson’ın Neuromancer isimli romanında ele alınmıştır ve bu roman, ilk Siberpunk romanı olarak gösterilmektedir. Siberpunk hikayelerinde genellikle teknoloji ön plandadır. Büyük şirketler, devletlerden daha etkin rol oynamakta ve dünyayı şekillendirmektedir. Bununla birlikte akıllı robotlar sıkça karşımıza çıkar. Philip K. Dick’in “Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi” eseri ve bu hikayeden uyarlanan Blade Runner filmi siberpunk türüne en iyi örneklerdir. Filmde Amerikan Polis teşkilatı içerisinde, suç öncesi birimi kurulur ve bu program içerisinde suçluların cinayetleri işlemeden önce gelecekteki cinayeti beyinlerinde gören pre-cog adı verilen 3 tane yarı insansı kahinin, bir havuz içerisinde, makinelere bağlanarak, bilinçlerinin ekrana dökülmesi sonucu ortaya çıkan görüntülerin kişi teşhisi yapılmasıyla beraber suç üstü yapılarak Amerikada cinayetlerin sıfıra indiği bir güven ortamının daima süreceği düşünülür.

Filmde bilim-kurgunun anayapısı olarak dünyadışı bir varlık söz konusu değildir. Teknolojik ekipmanlar son derece gelişmiştir. Günümüzde popüler olan dokunmatik ekran teknolojisi, filmde el hareket sensörleri ile farklı bir boyuta atlarken, polislerin kullandığı jetpackerler ulaşım alanında başka bir geleceğin habercisidir. Steven Spielberg’in filmin bir bölümünde pre-cog’ları keşfeden biliminsanı yaşlı kadının, botanik bahçesinde Tom Cruise ile dudaktan kısa bir süre öpüşmesi, konu bütünlüğünün tamamen dışında bir sahne olarak seyirciyi şoke eden bir algı yaratıyor. Benzer bir sahneyi başka bir yönetmen Martin Scorsese’de farklı türde bir eser olan The Wolf of Wall Street filminde yine başrol oyuncusu Leonardo Di Caprio ile eşinin ananesi arasında geçen bir öpüşme sahnesine rastlıyoruz. Yönetmenin ikili ilişkilerdeki baskıcı toplum modelinde ön plana çıkan yaş farkının önemi tabularını yıkan bir düşünceyle tür ayırt etmeksizin bir sosyal mesaj verdiğini de söyleyebiliriz.

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.