ü Ertuğrul Erdoğan: 2 yılda 5.5 milyon dolar borç ödedik! - FCN Blog

Ertuğrul Erdoğan: 2 yılda 5.5 milyon dolar borç ödedik!

Galatasaray Doğa Sigorta'da iki sezondur mütevazi kadrolarla gösterdiği başarılı mücadeleyle alkış toplayan baş antrenör Ertuğrul Erdoğan geçtiğimiz ay (Nisan) Socrates Dergisi'ne özel bir röportaj verdi. Antrenörlük hayatına attığı ilk adımdan Amerika'da geçirdiği günlere; Galatasaray'daki yeni organizasyondan hedeflerine kadar geniş bir röportaj veren Erdoğan'ın dikkat çeken açıklamaları şu şekilde..

David Blatt’le konuşurken bir keresinde “Hayatta en keyif aldığım şey Obradovic’i yenmek” demişti. Galatasaray’a geçişinizden sonra Fenerbahçe’yle oynadığınız dört maçın üçünü kazandığınızı hesaba katarsak; birebir eşleşmenizde bu yaşadığınız olayın etkisi var mı?
Yani, tabii ki, yok diyemem. Ama odak noktam değil. Çünkü bu duyguyu yaşayarak maça çıkarsam kararlarım etkilenir ve baştan kaybederim maçı. Obradovic’i yenmek tabii ki çok keyifli. Bu işin zirvesindeki adamdan bahsediyoruz. Sahi şöyle bir şey de var, hiçbir zaman biz kazanmış olmuyoruz bu maçları.. Hep karşı taraf kaybetmiş oluyor. Geçen yıl mesela, bana bir tebrik telefonu geldi. “Koç tebrikler. Ama Zeljko bu maça çok asılmadı zaten, Real Madrid maçı var önünde, ona dikkat çekmek için” dedi. Sonra bu, ikinci galibiyetimizde şöyle devam etti, “Milano’dan çok kötü döndü Fenerbahçe. İyi yakaladınız valla..” Üçüncüde ise “Ertuğrul, biliyorsun durumlar çok kötü. Zaten para ödenmiyor Fenerbahçe’de. Çok iyi döneme denk getirdin..” Yahu kendimi, oyuncuları sorguluyorum artık. Aaron Harrison’a mesela ben ne anlatayım? “Baba ya sen 28 attın ama Fenerbahçe bırakmış zaten maçı” mı diyeceğim? Bana kulüpten gelen insan oldu, “Fenerbahçe maçı bırakmış” diyerek. Yahu Zeljko bir derbi maçını bırakacak, siz delirdiniz mi?

Bu galibiyetler zaten olağan karşılanmalı. Galatasaray’ın büyüklüğünü tek maça indirip Fenerbahçe galibiyeti üzerinden tanımlarsan olmaz. Fenerbahçe’yi yenmek, ne kadar bütçe farkı olursa olsun, eğer olağandışı ise sen büyük değilsin. Fenerbahçe’yi yendiğin gün çok daha mütevazı, sakin, normal mesajlar vereceksin. Bu galibiyetler bize Fenerbahçe’yle aynı seviyede olduğumuzu göstermiyor ama doğru işleri yapmaya devam edersek, EuroLeague’in kalıcı bir parçası olabileceğimizin mesajını veriyor.

Galatasaray’da oyuncu seçiminde dikkat edilen faktörleri, bütçe detaylarını, ödenen borçları ve iki yıllık süreçte yaşadıklarınızı biraz anlatır mısınız?
Türkiye’de en büyük problemlerden biri oyuncuların, piyasanın çok üstünde fiyatlara oynamaları. Özellikle yabancı oyuncularda, marketi iyi bilmeyen organizasyonları menajerler yakalayınca bir liralık oyuncuyu üç liraya satıyorlar. Bir kere biz, marketi iyi takip edeceğiz.

Geçen yıl 2.2 milyon dolar, bu yıl da 2.7 milyon dolarla başlayan oyuncu bütçesi sezon içi sakatlıklarıyla birlikte 3 milyon doları buldu. Galatasaray tarihinin en düşük bütçeleri bunlar. Ben kulübe geldiğimde 5.5 milyon dolardan fazla borcu vardı kulübün. FIBA’da bekleyen altı dava görüldü. Bunlardan şikâyet etmiyorum, zaten durum böyle olmasa Galatasaray bana teklif yapmaz. Ama insanların anlaması lazım; geçen sene eleştirildim “Bir tane transfer yapamıyor” diye… Yahu transfer yasağı var, nasıl yapayım? Ağustos başında göreve geldim, alelacele geçmişte takip ettiğim oyuncuların olduğu listeyi taradık ve transferleri yaptık. Bir haftadan daha az süre vardı transfer yasağının olmadığı, o aralıkta tüm transferler bitti ve sene sonunda o takımla yarı final oynadık. 

Okuyorum işte, “Hoca bir tane Carlos Arroyo bulamadın” yazıyorlar. Evet, bulamıyorum ben. 1,8 milyon euro’luk oyuncular bulamıyorum çünkü bütçemiz 2,2 milyon dolar. O zaman işte hayatında oyun kurucu oynamamış, buna rağmen “Oynaman lazım” denildiğinde görevden kaçmamış Tai Webster çok iyi oyuncu. Aaron Harrison ya da Nigel Hayes keza öyle. Yani gerçekten anlayamıyorum; biz ABD’den ciddi bir scouting ekibiyle çalışıyoruz, benim menajerim yok, menajer listelerinden bağımsız transfer yapmayı başarabiliyoruz ama ben Ay’dan geldim ve bu takımın oyun kurucuya ihtiyacı olduğunu görmüyorum, öyle mi? Mümkün mü böyle bir şey?

Peki, Jaka Klobucar veya Lazeric Jones tercihlerinde hatalı olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Bilhassa Jaka buradaki baskıyı kaldıramadı. Ama bu bahsi geçen oyuncular, hiçbir zaman ilk tercihlerimiz arasında yer almadılar ki. Biz geçen sezon başında Mantas Kalnietis’le anlaştık. Hatta Saras’la olan ilişkimi kullanıp oyuncuyu ikna yoluna gittim. Galatasaray’ın eski bir oyuncusu bozdu transferi. “Manyak mısın, oraya gidilir mi? Para ödenmiyor, bir sürü problem var” dedi ve başka takıma gitti adam. Chasson Randle, Jerian Grant, Corey Walden, Derrick Walton Jr, Alex Perez.. Bu oyuncuların hepsiyle imza aşamasına geldik. Perez transferi bitmişti, adam Los Angeles’ta yaşıyor. Deprem oldu LA’de. “Ay pardon” durumunu yaşadık. Bir gün geçti aradan ve gönderilmiş kontrata formaliteden imza atacak adam, Leo Westermann Fenerbahçe’ye gidince domino etkisiyle Zalgiris’in yolunu tuttu. Saras da vicdan azabından beni arayıp yine “Kalnietis’i arayayım mı?” falan diyor. “Aman” dedim Saras. “Sen girme..”

Tekrar konuştuk Kalnietis’le, biz teklif ettik 300 bin dolar; ki o bile çok zorlayacaktı bizi, Kuban 450 bin euro’ya çıktı ve aldı. Bakın burada oyuncuyu bulmak, transfer girişiminde bulunmak yetmiyor, istisnai bir durumu vardı Galatasaray’ın. Birincisi, iki menajer dışında hiçbir menajer bu kulüple çalışmak istemedi. Biz ilk sezonun sonunda Nigel Hayes’in profilini yükseltip EuroLeague oyuncusu olmasını kullanarak, saygınlığımızı yukarı çekmeye çalışıyoruz. Harrison, Zach Auguste; bir gün EuroLeague yaptıklarında repütasyonumuz daha da yukarıya çıkacak.

Böyle bu işler, çünkü biz NBA ile EuroLeague arasında sıkışmış ABD’li oyunculara oynuyoruz. Ben de isterim Türk oyuncu portföyümüzü genişletmek, temel oyun bilgisi yüksek Avrupalı oyuncuları kadroya almak ama maddi imkânlarımız yeterli değil. En azından 2020’ye kadar değildi. Taksitlere bölünmüş halde, iki yılda 5.5 milyon dolarlık bir borç ödeme yapıldı ki bu bizim bütçemizden daha fazla. Galatasaray Basketbol Takımı’nın 10 Ekim 2019 tarihi itibarıyla bir oyuncuya, menajere ya da başka birine borcu kalmamıştır. Bunu temize çekmeye çalıştık biz, davaları kapattık. Buraya gelirken ödemelerde gecikmeler olacağını biliyordum, bize gelme ihtimali olan her oyuncuya da bunu söyledim. Dürüst olmaya çalıştık, hayal satmadık kimseye. Galatasaray yönetimi gerçekten çaba sarf ediyor. Erol Özmandıracı, Ömer Cansever, Ömer Yalçınkaya.. Herkesin büyük emeği söz konusu bu konuda. Şimdi sırada, bir sonraki seviyeye geçmek var.

Nedir bir sonraki seviye?
Galatasaray’ın bir kalesi yok. Antrenman, ofis, salon, altyapı; bunlar koordinasyon içinde olmazsa kontrol mekanizması yaratamazsınız. Ofis çalışmasına inanan bir antrenörüm ben, bir kültür yaratmak istiyorum. Ben BGL maçlarına, yıldız takıma gitmeyi, oradan haberdar olmayı sorumluluğumun parçası olarak görüyorum. BGL izlerken, “Seneye takıma alabilir miyim birini?” diye değil. “Acaba yazın antrenmanda bizle birlikte olabilecek seviyede mi?” diye bakıyorum. Düşün Galatasaray altyapısının halini.. Hele ki şu şartlarda, bu kulüp kendi özkaynağını kullanmadan nasıl ilerleyebilir?

Burada Ömer Uğurata’ya da bir parantez açmam lazım. Bizim sistemi oynamak, oyunculara öğretmek gerçekten kolay değil. Geçen yıl 150 küsur aksiyonumuz, kodumuz vardı. Rolü çok büyük. Çok hiperaktif. Hatta öyle ki artık en sonunda antrenmanları ona bıraktım. Hayatımda ilk kez.. Birbirimizi de iyi tamamladığımızı düşünüyorum; o biraz benim ‘darkside’ım gibi. Ben naifim, onun aklı hinliğe çalışıyor. Mühendis olduğu için de IQ’su daha yüksek bana göre, benim EQ’um daha önde olabilir belki..

En nihayetinde, benim aklımda olan sorular şu minvalde: Bu işi bıraktığımda, bir figür olarak insanların kafasında yer edebilecek miyim? Yani, bir kültür yaratmış olacak mıyım yoksa birkaç kupaya sahip bir antrenör olarak mı bitireceğim kariyerimi? Mesela geçen güzel bir söz gördüm, Nuri Bilge Ceylan’a aitmiş. “Bizim halk zayıflığı sevmiyor. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz bunu” diye. Çok doğru. Ama ben hayatı paylaştıkça keyif alan bir insanım. Olmadığım bir kalıba giremem. Her şey bitiyor. Basketbol da bir gün bitecek.

Hiç yorum yok

Okumuş olduğunuz başlık hakkındaki yorumunuzu bırakmak için lütfen aşağıda bulunan alana görüşlerinizi belirtiniz. Unutmayınız ki; yorumlarınız blog ekibinin onayı doğrultusunda görüntülenecektir. Hakaret ve küfür içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Blogger tarafından desteklenmektedir.